Loading...


TEVHİDİN MERKEZİ EHLİ BEYT 
Prof.Dr.Haydar Baş

 
Salat ve selam Peygamberimize ve 
O'nun âl-i 
ashabına olsun.
Peygamberimiz (s.a.v.)Kur'an-ı Kerim'in 
hem mücerred,hem de müşahhas hâlidir.


Bu eser, 3. Uluslararası  Ehl-i Beyt Sempozyumu'ndan Prof. Dr. Haydar Baş'ın  kapanış konuşmasından kitaplaştırılmıştır.
ISBN: 978-975-7081-39-5 
_________________________________________
(SAYFA 2 DEN 149 A KADAR BÜTÜN KİTAP)

TATHİR AYETİ 
 
 
Ey Ehl-i Beyt! Yüce Allah sizden, her türlü günahı, haramı, fenalığı, çirkinliği, basitliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor." 

(Ahzab Suresi 33/33) 
 
 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم
إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
_________________________________________
MEVEDDET AYETİ 
 
 
De ki (Muhammedim): "Ben, 
peygamberliğimi 
tebliğime karşılık sizden, 
Ehl-i Beytimi sevmenizden başka, 
hiçbir ücret istemiyorum.” 
(şura Suresi, 42/23) 
 
 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم
 
لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى
 
_____________________________________
MÜBAHALE AYETİ 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم
فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْاْ نَدْعُ أَبْنَاءنَا وَأَبْنَاءكُمْ وَنِسَاءنَا وَنِسَاءكُمْ وَأَنفُسَنَا وأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ ٦١
Sana gelen bu hak ilimden sonra artık her kim seninle münakaşaya kalkarsa de ki: Öyleyse gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım, sonra can-u gönülden lanetleşip bedduâ edelim de, Allayın lâneti yalancıların üzerine olsun" (Âl-i ümran Suresi, 3 / 61)
___________________________________________
 
EBRAR AYETLERİ
 

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم
وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا ﴿٨
 

 
Ve yut’imûnet taâme alâ hubbihî miskînen
ve yetîmen ve esîrâ(esîran).
"
"Ve ona ihtiyaçarı olduğu ve kendi canları çektiği halde Allah rızası için yiyeceklerini yoksula ve yetime ve esire yedirirler. "
(insan Suresi 76 / 8.)
_________________________________________

 
  TEVHİDİNMERKEZİ EHLİBEYT SAYFA-13-


Salat ve selam Peygamberimize ve O’nun âl-i ashabma olsım. 
 
Peygamberimiz (sav.) Kur’ ân-ı Kerim’in hem mücerred, hem de müşahhas hâlidir. 
 
O’na zübde-i âlem, zübde-i İslam, zübde-i Kur’ân da denir. 
 
Zâhir ve bâtın bütün hükümlerin, ilimlerin kaynağı O’dur. 

Onun için bütün mezhepler, meşrepler O merkeze yönelerek zuhur etmiş ve ortaya çıkmıştır. 
Peygamberimiz (sav.) Veda Haccı’nda, “Size iki emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın Kitabı Kur’ân, diğeri ıtretim, Ehl-i Beyt’imdir. Bunlara sarıldığınız sürece hidayettesiniz” buyurdu. 

Her mezhep ve meşrebin merkezi Ehl-i Beyt’tir. 
Herkesin onlara dönmesi
kaçınılmazdır. 

Ehl-i Beyt, Kur’ân-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın doğru, temiz, sevilmesi şart olarak buyurduğu Peygamber ailesidir. 

Kur’ân-ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkında yer alan ayetlerden bazıları şöyledir: 
 
 
_________________________________________

TEVHİDİN MERKEZİ EHLİBEYT  Sayfa 14
 
1-TATHİR AYETİ: 
 
“Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” 1 
 
2-MEVEDDET AYETİ: 
 
“De ki: Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma (Ehl-i Beyt’ime) sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.”2 
 
 
İmam Şafıî, Ehl-i Beyt’i sevmenin farz olduğuna işaret etmektedir. 3

MÜBAHALE AYETİ: 
 
“Kim Sana gelen ilimden sonra Seninle tartışmaya girişirse, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de, Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.” 3 
 
4-EBRAR AYETLERİ '4'
 
İnsan Süresi’nin 8. ayeti de Ehl-i Beyt hakkındadır: “Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.” 5 
___________________________
1 Ahzab, 33. 
2 Şüra, 23. 
3 Al-i İmran, 61.
4 İnsan, 5-21. 
5 İnsan, 8. 
 
_________________________________________
TEVHIDIN MERKEZI EHLIBEYT Sayfa 15

İSLAM DÜNYASI, Şİİ SÜNNİ AYRIMI İLE KAN AĞLIYOR

“La ilahe illallah Muhammedu’r-Resülulla ” diyen herkes mü’ mindir, Müslümandır.”

“Bir Müslümana kılıç çeken bizden değildir.”

“Bir Müslümanı kasten katleden ebedî cehennemliktir” buyuruluyor. '

Yani Müslümanın Müslümana kanı haramdır.

Müslüman Müslümanın canını, malını, inancını korumakla mükelleftir.

Hâl böyle iken, bugün mezhep ayrılıklarını bahane ederek Müslümanı kâfir ilan edip onunla savaşmak, kan dökmek, topraklarını işgal etmek, kaynaklarını ele geçinmek gibi büyük bir oyun İslam âleminde sergileniyor.

Oysa Hz. Peygamber “Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisi gibidir, bu gemiye binmeyen boğulur” buyurur. Bugün Ehl-i Beyt’e hak ettiği değer verilmiş olsa idi, İslam âlemi bölünmeyi ve savaşı yaşamazdı.

 

Şia; Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e taraf olmak; 

 

 

________________________________________ 
TEVHİDİN MERKEZİ EHLİBEYT SAYFA 16

İmam Ali’yi sevmek ve O’nunla olmak mânâlarına gelir. 
 
Şia veya Şii, gerçek mânâda sahabe içinde İmam Ali’yi sevenlere, zühd ve takvada ileri olan sahabilere verilen addır. 
 
Zaman içinde bu sahabilerle hiç de alakası olmayan şahısların bid’at veya hurafelen' Şiilik olarak tanıtılmıştır. 
 
Bu anlayıştan hareketle hayalî İbn-i Sebe, Şia’nın kurucusu olarak ilan edilmiştir. 
 
Zamanımızda İslam coğrafyasında ve bu coğrafyanın yeraltı kaynaklarında gözü olanlar, özellikle de Şii ve Sünnî dünyasını karşı karşıya getirip savaştırmak istiyorlar. 
 
Sünnî dünyasında Şiilerin bâtıl, Şii dünyasında Sünnîlerin yanhşta olduğu ifade edilerek kışkırtma politikaları devamlı sürette pompalamyor. 
 
“Şia bâtıldır” deniyor. Şia adıyla İslam’a sokulan hurafeler anlatılıyor. 
 
Bunun için de bu hareketin ne olduğunu ve de ne olmadı ğmı özetle anlatmak istiyoruz. 
 
Şii dünyayı bâtıl göstermek maksadıyla Sünnîlere doğru imiş gibi anlatılan ve kabul ettirilen yalanların başında; 
_____________________________________
1-“Şia’yı Abdullah ibn-i Sebe kurdu” iddiası vardır. 
 
2-Yine, “Şia bâtıl olunca hadis kaynakları da şüphelidir"
________________________________________
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHLIBEYT Sayfa 17
 
şüphelidir" deniliyor. Oysa izah edeceğimiz gibi esasen Şia’nın hadis kaynakları Hz. Peygamberden bu yana kesintisiz gelmiştir. 
 
3-Ehl-i Beyt dünyası, hakkın, İslam’ın en büyük savunucusu olmuşlardır. 
 
Bir diğer yalan, Ehl-i Beyt imamlarının sapık akımlar ve dindışı fikirlerle aynı görüşü paylaştığı hezeyanıdır. 
 
Oysa gizlenen ve yok edilen bu dünya, esasen, sapık akımlar ve din dışı fikirlerle mücadeleyi yapan tek taraftır. 
 
4-Rabbanî ismi ile şöhret bulan Ahmed Sirhindî’nin, Şia’nın öldürülmesi için verdiği fetvaya sı ğınılıyor. 
 
5-Ve yalanların en büyüğü İmam Ali Efendi
 
 mizin Gadir-i Hum günü Hz. Peygamber tarafından ilan edilen hilafetinin yok sayılmasıdır. 
 
Sünnî dünya Gadir-i Hum hakikati ile bizden sonra tanışmıştır denilebilir. 
 
Yukarıdaki yalanlar, elinizdeki risalede delilleri Ve kaynakları ile çürütülmektedir. 
 
“Şia’yı Abdullah ibn-i Sebe kurdu” iddiası hakkında şunları söyleyebiliriz: 
 
 _______________________________________
TEVlDlN MERKEZİ EHL-l BEYT sayfa 19

HAYALİ ABDULLAH BİN SEBE

Abdullah bin Sebe, hiç yaşamamış hayalî bir şahsiyettir.

Ve bu şahsiyet Şia’nın kurucusu olarak tanıtılmaktadır.

Peygamberimiz (a.s.) ve İmam Ali (a.s.) ile hiç olmamış olan bu kişi, maksatlı olarak, “İmam Ali’nin (a.s.) arkadaşlarına yön vermiş ve onlara baş olmuş Yahudi bir şahsiyet” olarak anlatılmak tadır.

İbni Sebe’nin adı, İslam tarihinde 30. ve 36. yıllar arasında nakiller yapan kişi olarak ortaya çıkıyor.

Olaylara yön verdiği söylenen bu zâtın adı Resülullah’ın (sav.) döneminde hiç geçmiyor.

Ancak Hz. Osman’ın şahadeti sırasında ve de Cemel Vakası’nda Ibn-i Sebe’den nakiller vardır.

Sebe’nin bir anda ortaya çıkışı araştırmacıların dikkatinden kaçmamış ve araştırma konusu olmuştur.

Biz bu konudaki bilgileri Murtaza el-As

 
 
_________________________________________
TEVHİDİN MERKEZİ EHLIBEYT sayfa-20

kerî’nin “Abdullah b. Saba Masalı” isimli eserin den derledik. _ Hiçbir Şia uleması bu şahsa Şiiliğin kurucusu olarak bakmamakta; “türetilen bir insan” olarak değerlendirmektedir. Sebe’den hadis uydurduğu bilinen kişi Seyf b_ Omer’dir. Bu nakiller sadece Hicrî 170 veya 193 ’te öldüğü bilinen Seyf tarafından yapılmıştır. Seyf b. Ömer, hadis uydurarak olayları çarpı tan, bu nedenle hadîslerine güvenilmeyen bir şahıs olarak bilinir. Sebe’nin, Resulullah’ın (s.a.v.) döneminde adının hiç geçmemesi, halifelerin döneminde ise ikaz gördüğüne dâir bilginin olmayışı, bu şahsm hayalî bir kişi olduğu fikrini güçlendirmektedir. İslam coğrafyasında kıyam başlattığı, Hz. Peygamberin (s. a. v.) sahabilerinden Ebuzer Gıffarî’ nin, Ammar bin Yâsir’ in, Abdurrahman bin Udays’ın, Mâlik bin Eşter’in kendinden etkilendiği ifade edilmektedir ki, bu mümkün değildir. Yukarıda ismi geçen sahabiler İmam Ali’nin (as.) etrafındaki samimi dost halkasıdır. Sebe ile hiç alakaları olmamasına rağmen, bu sahabilere Sabaîler denildiği ifade edilmektedir. Yani, iddiaya göre, Ebuzer Gıffarî, Ammar b. Yâsir, Mâlik b. Eşter birer Sabaî’dir.
============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT Sayfa- 21

Bu konuda Abdullah b. Sebe’den nakil yapan en önemli şahıs tarihçi Taberî’dir. 

Müsteşrik yazarlar da kitaplarında Taberî’nin rivayetlerinin doğruluğunu özellikle vurgulayarak ondan İbn Sebe ile ilgili hadisler nakletmişlerdir. 

Bunlar; Nicholson, Van Vloten, Julius Wellhausen, Donaldson, Ahmed Emin, Goldziher, Caetani gibi müsteşriklerdir. Müsteşriklerin yaptığı Önemli bir tahrif de, meşru olan inanışları, Abdullah bin Sebe’nin görüşü imiş gibi vermeleridir. 

İmam Ali’nin (as.) hilafeti 

İmamların masumiyeti 

Hz. Mehdi’nin (a.-s.) zuhuru 

Hz. Mehdi’nin (a.ş.), Hz. Fâtıma’nın (a.s.) soyundan geleceği inancı gibi İslam itikadı açısından meşru olan görüşlerin yanında, bâtıl inanışlar da İbn Sebe’ye mâl edilerek, bu hayalet, İslam coğrafyasında itibar edilen bir şahıs hâline getirilmiştir. 

Görüşleri aşağıda yer alan müsteşrik yazarlar, Recat inancını Şia’ya aitmiş gibi vermektedirler. 

Ayrıca Şia’nın Yahudilik, Hıristiyanlık ve Zerdüştlük’ten etkilendiğini de iddia etmektedirler. 

Ahmed Emin, “Fecrü’l-İslam” adlı kitabında Taberî’den alıntılar ile Hz. Osman dönemi ve 

Ebuzer Gıffarî’nin ona karşı çıkmasını anlattıktan sonra 276. sayfada şunları yazıyor: 
 =============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-l BEYT Sayfa- 22

“Şiilik, İslam’a karşı güdülen kin ve düşmanlık yüzünden İslam’ı yıkmak isteyen herkesin sığındığı bir mezhep olmuştur. Yahudi, Hıristiyan yahut Zerdüştî olan ve kendi dininin esaslarını İslam’a sokmak isteyen herkes, Peygamberin Ehl-i Beyt’inin sevgisini kendisine bir perde yapmakta, bu perde ardında dilediğini yapmaya uğraşmaktadır. Şia Recat inancını böylece Yahudilerden aldı.” 

277. sayfada ise, Şia’nın, Recat inancını ve __imamet itikadını Yahudi olduğu iddia edilen Abdullah b. Sebe’den öğrendiğine inandığını söylüyor. 

Yine, “Geleceği vaad edilen Mehdi inancı da bu kaynaktan doğmuştur. İbn Sebe, Ali taraftar-lığı ve O’nun hakkını dilemek perdesi ile yaptık-larını örtmüş ve böylece İslam’da Şiiliği kurmuştur” diye yazmaktadır, Ahmed Emin. 

Müsteşriklerden G. Van Vloten’in “es-Siyadet’ül-Arabiyyet-i ve’ş-Şiat-i ve’l-İsrailiyyat fı ahd-i Ben-i Ümeyye” adıyla Arapçaya çevrilen kitabının 79. sayfasında Sabaîler hakkında şunlar yazmaktadır: 

“Sabaîler, Abdullah b. Sebe’nin dostları ve ona uyanlardır. O, Affan oğlu Osman’m halifeliği süresince, hilafete Ali’yi daha layık görüyordu.” 

Bu bilgi için Taberî’nin Tarih’inin 80. sayfasını da not etmiştir. 
==================================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHLİBEYT Sayfa- 23

Müsteşrik Nicholson, Cambridge baskılı “History of the Arabs” isimli kitabının 215. sayfasında şunları yazmaktadır: “Abdullah b. Sebe, Sabaîyye fırkasının kurucusudur. Yahudidir ve Hz. Osman’ın zamanında Müslüman olmuştur. 

İbn Sebe, “İsa’nın bu dünyaya tekrar geleceğine inanıp da, Hz. Muhammed’in tekrar geleceğine inanmayan kişiye şaşılır; oysaki Kur’ân’da Hz. Muhammed’in de tekrar geleceği açıkça bildirilmiştir. Binlerce peygamber gelip geçmiştir, her birinin de yerine geçecek vasisi vardır. Muhammed’in vasisi de Ali’dir’ demektedir.” 

Müsteşrik D. M. Donaldson, “The Shiite Religion: A History of Islam in Persia and Iraq” kitabının 58. sayfasında, Hz.Ali’nin hilafete daha layık olmasını, Hz. Osman’ın halifeliği zamanında ortaya çıkan Abdullah b. Sebe’ye bağlamaktadır. 

Ve yine Donaldson, “Hz. Ali’nin hilafetinin siyasî değil, Ilahî bir hak olduğu konusundaki görüş İbn Sebe’ye aittir” demektedir. 

Müsteşrik Julius Wellhausen, “Das Arabisches Reich und sein Sturz” adlı kitabının 56-57. sayfalarında şunu yazar: 

“Sabaîler, İslam’ın esasını bozmuşlardır. Onlar Kur’ân’ın hilafına, Tanrı’nın, Peygamberin bedenine; Peygamberin vefatından sonra da Ali’nin ve soyunun bedenlerine hulul ettiğine inanıyorlardı. Onların nazarında Ali; Ebubekir ve Ömer’le bir 
 
==============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHLİBEYT  Sayfa- 24 

sayılmazdı. Kutsi nıhun Ali’ye lnılul ettiğine inanıyorlardı.” 

Bu müsteşrik de kitabının önsözünde Taberî’yi övmektedir. 

Özetle verdiğimiz bu bilgilerden sonra şu sonuca varabiliriz: 

1-İmam Ali’nin (as.) Abdullah b. Sebe’yi tanımaması, Abdullah b. Sebe’den hiç bahsetmemesi, 

2-Hz. Peygamberin (s.a.v.), Abdullah b. Sebe’yi tanımaması, Hz. Osman’ın Abdullah b. Sebe’den hiç bahsetrnemesi, 

3-Selman-ı Fârisî, Ebuzer Giffarî, Ammar b. Yâsir, Halid b. Said, Bureyde b. Esleme, Eyyub el-Ensarî, Sa’d b. Ubade gibi İmam Ali’nin şialarının, Abdullah b. Sebe’den hiç bahsetmemesi, 

4-Râvisi Seyf b. Ömer’in Hicri 173 senesinden sonra rivayetler yapması, 
Hicri 36 yıllarında yaşadığı ifade edilen Abdullah b. Sebe hakkında 
Seyf b. Ömer’den önce hadis nakleden râvînin olmaması, 

5-İbn Sebe’nin ekolüne mensup olduğu iddia edilen Ebuzer Gıffarî, Selman-ı Farisî, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yâsir’in, Abdullah b. Sebe ve doktrininden hiç bahsetmemesi, 

6-Müşteşriklerin Abdullah b. Sebe’den yapılan rivayetleri Taberî’den alıntılarla kullanması... 
===========================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHLi BEYT SAYFA - 25
 

 
Bu şahsın tamamen bir hayal ürünü olduğunu ve olayın planlandığını göstermektedir. 
 

 
Rivayetlerin müsteşrikler tarafından detaylı bir şekilde kullanılması, bu işin İslam âleminin birliğini bozmak için hazırlanmış büyük bir ajan faaliyeti olduğunun da ispatıdır. 
 

 
Ne hazin tecellidir ki, müsteşriklerin bu rivayetleri bütün Islam âleminin asıl kaynağı kabul edilerek vahdetin yok olmasında en büyük rolü 
 

 
oynamıştır. “Size bir fâsık haber getirdiğinde mutlaka onu 
 

 
araştırınız” İlahî hükmü varken, biz bugün fâsık değil, kâfirlerin yazdığı tarih ile kılıçlarımızı kı
 

 
nından çıkarıyoruz. 
 

 
Bu vahim gelişmede iman ehli olan her mü’minin mesuliyeti kaçınılmazdır. 
 

 
Maalesef, Sünnî dünya da, aslında sahih olan rivayetlere hayali Abdullah b. Sebe’nin görüşleri imiş gibi sahip çıkmış ve var olan Ehl-i Beyt Ekolü’nü ihmal noktasına gitmiştir. 
 

 
Netice, sapık gösterilen Ehl-i Beyt Ekolü ile Sünnî dünyanın karşı karşıya getirilmesi olmuştur. 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-l BEYT SAYFA- 27

HZ. ALİ’NİN YANINDA YER ALAN İLK SAHABILER 

Hz.ALİ’NİN ŞİALARI 

Burna Ehl-i Beyt’in yanında yer alan ilk sahabiler de denilebilir. Abdullah bin Sebe ile de alakaları bulunmamaktadır. 

Çünkü İmam Ali’ye bağlı olmanın asıl nedeni, İmamAli’nin Ehl-i Beyt olması ve Gadir-i Hum hutbesinde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) onu nasb etmesidir. 

Adı geçen sahabiler Hz. Ebubekir’e biat etmeyerek, Imam Ali’nin yanında yer alan insanlardır. 

Bu hakikati İbn Hacer Askalanî ve Belazurî kendi tarih kitaplarında; Muhammed Havend Şah, Ravzatu’s-Sefa’da; İbn Abdulbirr, İstiab’da yazmaktadır. 
İsimleri şöyledir: 
Selman-ı Farisî, Ebuzer Gıffarî, Mikdad b.Esved, Ammar b. Yâsir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemî, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, 
 
====================================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-l BEYT SAYFA- 27

HZ. ALİ’NİN_ YANINDA YER ALAN İLK SAHABILER 

Hz.ALİ’NİN ŞİALARI 

Burna Ehl-i Beyt’in yanında yer alan ilk sahabiler de denilebilir. Abdullah bin Sebe ile de alakaları bulunmamaktadır. 

Çünkü İmam Ali’ye bağlı olmanın asıl nedeni, İmamAli’nin Ehl-i Beyt olması ve Gadir-i Hum hutbesinde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) onu nasb etmesidir. 

Adı geçen sahabiler Hz. Ebubekir’e biat etmeyerek, Imam Ali’nin yanında yer alan insanlardır. 

Bu hakikati İbn Hacer Askalanî ve Belazurî kendi tarih kitaplarında; Muhammed Havend Şah, Ravzatu’s-Sefa’da; İbn Abdulbirr, İstiab’da yazmaktadır. 
İsimleri şöyledir: 
Selman-ı Farisî, Ebuzer Gıffarî, Mikdad b.Esved, Ammar b. Yâsir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemî, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-l BEYT SAYFA - 28

Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu Eyyub el-Ensaıi, Câbir b. Abdullah el-Ensarî, Huzeyfe b. Yeman, Sa’d b. Ubade, Kays b. Sa’d, Abdullah b. Abbas ve Zeyd b. Erkam’dır. 

Eğer Ehl-i Beyt’i seven cemaatin mutlaka bir kurucusu olduğunu söylemek gerekiyorsa, bunlar, Hz. Ali’nin yanında yer alan bu sahabilerdir. 

Yoksa Hz. Peygamberin (s.a.v.), “Şüphesiz sen Bana Harun’un Musa’ya olan nispeti gibisin. Yalnız Benden sonra peygamberlik yoktur” medhiyesine mazhar olmuş 
Hz. Ali’yi sevmek ibadettir. 

İmam Ali’nin (as.) ve Resulullah’ın (s.a.v.) etrafında olan sahabiler bunlardır. 

Hz.Ali’nin (a.ş.) yârenleri bu sahabilerdir. 

İmam Ali’ye (a.ş.) taraf olanlar Gadir-i Hum gerekçesi ile Hz. Ebubekir’e biat etmeyen 
sahabilerdir. 

İlk Şii veya Şialar bu meşhur sahabiler olup, bunlardan başkaları değildir. 
 
======================================================
 
TEVHlDlN MERKEZl EHL-l BEYT Sayfa- 29

Şİİ HADİS KÜLLİYATINA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER 

Ehl-i Beyt Ekolü ve Ehl-i Sünnet arasında ekilen nifak tohumları ile İslam âlemi bugün parçalanmıştır. 

Şiileri ve Hz. Ali’ye (a.s.) inananları bâtılda göstermek için oryantalistlerin kullandığı uydurma hadislerdeki iftiralara günümüzde de rastlamaktayız. 

Bu iftiraların başında İmam Ali Efendimizin halife tayininin yok sayılması gelirken bir diğer önemli iftira da Şii hadis külliyatında râvi zincirinin olmadı ğı yalanıdır. 

Öyle ki, 12 İmam’m birisinden nakledilen bir hadise, râvi zinciri verilmediği için “sahih değildir" denilmektedir. 

Hatta bazı kendini bilmezler, 
Şii hadis külliyatına “Acem palavrası” deme cür’etini dahi göstermektedirler. 

Bu eleştiri, Şia dünyasının kabul ettiği hadis kaynaklarını bilmemekten dolayı yapılmaktadır. 
 
=====================================================
 
TEVHIDİN MERKEZİ EHLİBEYT  SAYFA- 31-
 
EHL-İ BEYT DÜNYASI İÇİN HADİS KAYNAKLARI 

Ehl-i Beyt dünyası için hadislerin asıl kaynağı İmam Ali’dir (a.s.). Hz. Peygamber (sav.) kendi döneminde Hz. 

Ali (a.s.) dışındaki diğer sahabesine hadis yazımını yasaklamıştır. 

“Benden bir şey yazmayın, Benden Kur’ân dışında bir şey yazan onu yok etsin” buyurmuştur. '6' Zeydb.Sabit, “Resülullah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti” diye aktarıyor. '7'

Ehl-i Beyt mektebinde hadis yazan kişi Hz. Ali’dir. 

Ahmed b. Muhammed b. Ali’den, İmam Muhammed Bâkır kanalı ile babalarından şöyle rivayet edilmiştir: 

Resülullah (s.a.v.), Hz. Ali’ye, “Sana söylediklerimi yaz” buyurdu. 
_________________________________________
6 Sahih-i Müslim, (1.4, 5.97, Sünen-i Daremî, c.1, 5.119; Sünen-i Ahmed b. Hanbel, c.3, 5.182. 
7 Sünen-i Ebu Davud, İlim kitabı, c.3, 3.319.  
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT  SAYFA-32-

Ali (a.s.), “Ya Resülallahl Unutmamdan mı endişe ediyorsunuz?” diye sordu. 

Resülullah (s.a.v.), “Hayır, unutmandan endişe etmiyorum. Çünkü Ben Allah’tan senin hafızanı güçlendirmesini ve senin unutmamanı istedim. Bunları ortakların için yaz” buyurdu. 

Bunun üzerine Ali (as,) “Ortaklarım kimlerdir ya Resülallah?” dedi. 

Peygamber (s.a.v.), “Ortakların senin evlatlarından olan imamlardır. Allah onların sebebi ile ümmetime yağmur yağdırır. Onların sebebi ile dualar kabul olur” buyurdu. 

Sonra Hasan’a işaret ederek, “Bu onların birincisidir” dedi. Ardından Hüseyin’e işaret ederek, “Imamlar bunun evlatlarındandır” buyurdu. '8' 

Yani, Hz. Peygamber, Hz. Ali (as.) dışındaki sahabilerine Kendisinden hadis yazımını yasaklamış, birtek Hz. Ali’ye izin yemiştir. 

Bu sayede Şii ulemanın ilk hadis külliyatı ve ilk hadis kaynağı Hz. Ali’nin (a.s.) yazdığı Camia, Cifr, Hz.Ali’nin Mushafı’dır. 

Bunlara bir de Hz. Fâtıma’nın (a.s.) ilham yolu ile kendisine ulaşan bilgilerin yazılı olduğu Hz. Fâtıma’nın Mushafı da eklenecektir. 

Bu hadis külliyatı, bir imamdan diğerine bir sandık içinde nakledilmiş emanetlerdir. 
_____________________
8 Şeyh Tusî, el-Emalî; Besairu'd-Deracat, Yenabiu'l-Mevedde. 32 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT SAYFA -33-
 
 
Camia için imam Muhammed Bâkır (a.ş.) şöyle buyurdu: 
 

 
“Bizim yanımızda lmam Ali’nin kitaplarından yetmiş arşın uzunluğunda bir sahife var, biz bu sahife de yazılı olanları izler ve onun sınırlarından dışarı çıkmayız. 
 

 
(. . .) İmam Ali, bu sahifede bütün ilimleri, yargı ve mirasla ilgili her şeyi yazmıştır.” 9 
 

 
Cifr kitabı için İmam Ca’fer Sâdık şöyle dedi: 
 

 
“Bizim yanımızda kenarlarına kadar dolan öküz derisi üzerine yazılmış olan Cifr kitabı var. 
 

 
Bu kitap geçmişte vuku bulan ve kıyamete kadar gelecekte vuku bulacak olayları içermektedir.” '10’ 
 

 
Hz. Ali’nin Mushafı konusunda İmam Ca’fer Sâdık (a.s.) şöyle diyor: 
 

 
“Resülullah (s.a.v.) Ali’ye dedi ki: 
 
“Ey Ali! Kur’ân yatağımın arkasında mushafta, ipek levhalarda ve kâğıtlarda yazılıdır. Yahudilerin Tevrat’ı kaybetmeleri gibi onları kaybetmeyin.’ Bunun üzerine İmam Ali onları sarı bir örtü içine koyup topladı.”11” 
 

 
Bu mushafta süreler nüzul sebebine göre, ayetler hiçbir değişikliğe uğramadan, Hz. Peygamberin 
 
(s. a. v ) imlası, İmam Ali’ nin hattı ile yazılmıştır 
 
___________________________
9 Besairu'd-Deracat. 
10 Besairu'd-Deracat. 
11 el-Menâkıb, İbn Şehraşub, c.2, 5.41.  
 
=====================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-l BEYT  SAYFA -34-
 
Ayetlerin indirilmesinin nedeni, nerede, ne zaman, ne maksatla olduğu, ayetten kimlerin kastedildiği, bütün özellikleri ile zikredilmiştir. 

Hz.Fâtıma’nın Mushafı için, Hammad b. Zeyd, İmam Ca’fer’den şöyle nakleder: 

“Allah Teâla Peygamberinin ruhunu aldığı zaman, 0 Hazretin vefatından dolayı, Hz. Fâtıma’yı (a.s.) zorluğunu Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir üzüntü ve keder sardı. 
Bu nedenle Allah onunla konuşup üzüntüsünü gidermesi için bir melek gönderdi. 

Fâtıma bunu Ali’ye bildirdi. Ali de ondan tüm duyduklarını yazdı. Böylece Hz. Fâtıma’nın Mushafı oluştu. Onda gelecek ile ilgili haberler vardır.” '12 '

Bir sandık içinde bir imamdan diğerine geçen emanetler henüz Resülullah (s.a.v.) hayatta iken 

Kendisinden duyularak yazılmaya başlanan bu hadislerdir. 

Şii dünyasında, hadisler direkt Resülullah’a (s.a.v.) ve Hz. Ali’ye (a.s.) dayandığı için bir rivayet zincirine gerek yoktur. Sahih olmaları dayandıkları kaynaktandır. 

İmamların hepsi de bu hadis külliyatına göre hüküm vermiştir. 

Şia hadis külliyatı, imamlara sorulan sorular karşısında bu hadislerle verilen cevapları kapsar. 
________________________
12 Usül-i Kâh“, c.1, 5.240.  
==============================================
 
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT -35-
 
SÜNNİ DÜNYANIN HADİS KAYNAKLARI 

Sünnî dünyanın hadis kaynaklarmın oluşumu ise Emeviler dönemine kadar gecikmiştir. Hadis toplanması ve yazımı Hicri 2. asrın başına Ömer b. Abdülaziz dönemine kadar uzamaktadır. 

Üstelik Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman efendilerimiz, Resul-i Ekrem’in, “Benden Kur’ân dışmda bir şey yazmayın” emrine uyarak bu istikamette hareket etmişlerdir. 

Hz. Ebubekir, “Hiçbir şekilde Resülullah’tan (s.a.v.) bir şey anlatmayın. Kim de size soracak 

olursa sizinle bizim aramızda Allah’m Kitabı vardır. 0 Kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin” demiştir. '13' 

Hz. Ömer döneminde ise hadisler toplatılarak yakılmıştır. “ 14"

Hz. Osman ise, “Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi câiz değildir” buyurmuştur. " 
___________________________
13 Zehebî, Tezkiretu'l-Huffaz, c.1,s 2-3. 
14 Tabakat-ı ibn Sa’d, c.5, 8.140. 
15 Müsned-i Ahmed, c.4, s.64. 
 
====================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT Sayfa-36-

Hz. Ali dışındaki halifeler, 
Hz. Peygamberin (S.A.V.) emrine uyarak hadis yazdırmamışlardır. 

Ancak hilafetleri döneminde karşılaştıkları meselelerde hadis konusunda tek yetkili olan Hz-
Ali Efendimizin bilgisine de her zaman başvurmuşlardır. 

Bu gerekçe ile Hz. Ömer, içinden çıkılamayan 70 meselede, sorunu, verdiği hükümlerle halleden Hz. Ali (a.s.) için, “Ali olmasa idi Ömer helak olurdu” buyurmuştur. 

Sünnî dünyada halifeler döneminde hadis yazımı yasaklanmış, hadisler yakıhnıştır. Bunun yanında hadislerin yazımı ve toplanması Hicri 1. asrın sonuna kadar gerçekleşmemiştir. 

Kütüb-i Sitte olarak ifade edilen Sünnî dünyanın hadis külliyatının âlimlerinin yaşadıkları dönemler de bu hakikatin ispatıdır: 

Buharî, Hicri 194-256 
Müslim, Hicri 204-261 
İbn Mâce, 209-273 
Ebu Davut, Hicri 202-275 
Nesaî, Hicri 215-303 
Tirmizî, Hicri 209-279. 

Görülmektedir ki, bu külliyatı'n oluşumuna katkı veren âlimler Resülullah’ tan yaklaşık 3 asır sonra yaşamışlardır 
 
====================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT  SAYFA-37-
 
Takdir edersiniz ki, yazıma çok geç başlanması sebebiyle sıhhat şartı aranmış ve râvi zinciri mutlaka istenmiştir. 

Mevzu hadislerin araya girmesini engellemek için de rivayet zincirinde kopukluk olup olmadığına bakılmıştır. 

Hz. Peygamberle (sav.) aralarında üç asra yakın bir aralık olan bu dünyanın, hadis sıhhati için bu yolu seçmesi mecburidir. 

Eğer râvi zinciri tam değilse, hadis zayıf kabul edilir. 
 ===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZI EHL-İ BEYT  SAYFA-39-

MEZHEP İMAMLARI EHL-İ BEYT’İN SAFINDADIR 

İmam Azam, İmam Muhammed, İmam Şafii, Ahmed bin Hanbel ve Imam Malik... bunların tamamı Ehl-i Beyt’in safında ve de yanındadır. 

Bir diğer iftira da Şia âleminin akaid kuralları ile 12 İmam’ın hayatları boyunca mücadele ettiği din dışı akımların itikatta birbirinin aynı olduğu konusudur. 

Mesela bunlardan birisi, “Ehl-i Beyt Ekolü usulde, yani akaid konularının çoğunda Mutezile’ye uymuştur” şeklindeki görüştür. 

Bu görüş kesinlikle yanlıştır. Çünkü Ehl-i Beyt Ekolü itikadi mânâda Mutezile’ye karşıdır. 

Ehl-i Beyt İmamlarından İmam Muhammed Bâkır ve oğlu Imam Ca’fer-i Sâdık, Mutezile mensuplarıyla ciddi olarak mücadele etmişlerdir. 

Mutezile’ye göre büyük günahları işleyen kimseler iman dairesinden çıkmaz. 

Oysa Şia inancında, farzları terk eden, büyük günah işlemeye devam eden insan iman dairesinden çıkar. 
 ==============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT SAYFA-40-
 
İmam Ca’fer bu konuda şöyle buyurmuştur: 

“... Farzları terk eden ve de büyük günahları işlemeye devam edenler imandan çıkar.” 

Görüldüğü gibi Mutezile’nin görüşü Ehl-i Beyt Imamlarının tamamen tersidir. Ve yine din dışı akımlardan Mutezile, Allah’ın 

sıfatlarının mevcudata benzediğini iddia etmektedir. 

Aynen bunun gibi Şia’nın da Allah’ın sıfatlarını mevcudata teşbih ettiği iddia edilir. 

Bu tamamen yanlıştır. 

“el-Kâfî” isimli eserin 158. sayfasında şunlar yazmaktadır: 

“Muhammed b. F arac er-Ruhhacî’den nakledilir: 

İmam Musa’ya, Hişam b. Hakem’in, “Allah cisimdir’ ve Hişam b. Sâlim’in, “O sürettir’ şeklindeki görüşleriyle ilgili bir mektup yazdım. İmam bana, 6Şaşkınların şaşkınlığından uzak dur ve şeytandan Allah’a sığın. Hişamların söyledikleri 

doğru değildir’ diye yazdı.” İmamiye’nin Sabaîlerin görüşleri ile aynı olduğu iddia edilmektedir. 

Abdullah b. Sebe’nin hiç yaşamamış bir hayal kahramanı olduğunu yukarıda ifade ettik. Dolayısıyla, İmamiyye’nin Sabaîlerden etkilendiği görüşü koca bir yalandır. 

SAYFA-40 -
 
===================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ  EHL-İ BEYT

Sabaîler, Hz. Peygamberin (sav.) ve Hz. Ali’nin, Allah’ın yarattığı gibi yarattığını iddia etmektedirler. Bu sapık görüşün Şia ile hiçbir alakası yoktur. 

İmam Sâdık’a, “Abdullah b. Sebe’nin evlatlarından birisi tefvize inanıyor” dedim. 

İmam, “Tefviz nedir?” diye sordu. 

Ben, “Allah, Muhammed ve Ali’yi yarattı. Sonra kulların işlerini onlara tefviz etti. Yani bıraktı. Derken onlar da yarattılar. Rızk verdiler, dirilttiler ve öldürdüler, şeklindeki görüştür” dedim. 

İmam bu sözü duyunca şöyle buyurdular: 

“Allah’ın düşmanı yalan söylemiştir. Döndüğünde Ra’d Süresi’ndeki şu ayeti ona oku:Yoksa Allah’a, O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır. Ve O tektir. Kahredici olandır.’ Bu ayet Allah’ın birliğine açıkça delalet etmektedir.” 

Zürare diyor ki: “Onun yanına döndüğümde İmam’ın buyurduğu bu ayeti ona okudum. Bu ayeti okumakla sanki ağzına bir taş atmış gibi oldum. Böylece susup kaldı.” 16 

“İmamiyye, kader konusunda Ehl-i Sünnet’in görüşünü reddeder” şeklinde bir görüş vardır. Bu 
___________________________
16 Kummî, Akaid-i Sâduk. 41 
                
                    SAYFA-41-
 ===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 
da doğru değildir. 

Hafs b. Kurdin, İmam Cafer’den (a.s.) şöyle rivayet etmiştir: ' 

“Resülullah (sav.) buyurdu ki: Hayır ve şerrin Allah’ın dilemesi dışında gerçekleştiğini söyleyen kimse Allah’ı, egemenliğinden yoksun bırakmış olur.'17'

Yani, “hayır ve şer Allah’tandır” diyor. 

İmam Muhammed Bâkır (a.s.) da Cenab-ı Hakk’ın şöyle buyurduğunu söyler: 

“Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Hayrı ve şerri yarattım.”'18' 

Şia’nın bâtılda gösterilmesi ve “mum söndü” iftirasında olduğu gibi haüfe alınması, Islam coğrafyasının üzerindeki planlar için kullanılan büyük bir oyundur. 

İmam Ali’den itibaren, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e, sonra da babadan oğula diğer Ehl-i Beyt İmamlarına geçen hadis külliyatı ile Ehl-i Beyt dünyası, hakkın, İslam’ın en büyük savunucusu olmuşlardır. 

Gizlenen ve yok edilen bu dünya, esasen, sapık akımlar ve din dışı fikirlerle mücadeleyi yapan tek taraftır. 

Şahsımızın kaleme aldığı Ehl-i Beyt Külliya-
_________________________
17 Usül-i Kâfî, c.1, 5.248. 
18 USül-i Kâfi, c.1, 5.240. 
              
                   SAYFA-42-
 ==============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

tı’ndan sonra benzer iddialar bizim hakkımızda da ortaya atılmıştır. 

Bunlardan ilki Hz. Ali’nin imametinin eserlerimizde dile getirilmesi meselesidir. 

Bilinmelidir ki, bizim bu görüşlere yer vermemiz hadislerin nakli şeklindedir. 

Hilafet meselesindeki tavrımız, “hakkı yen

_miştir” şeklinde değil, hadisler incelenerek “hilafette İmam Ali’ nin yeri nedir” in tespiti şeklinde 

olmuştur. Kısaca bu hadislere değinelim. 

Peygamber (s.a.v.) Gadir-i Hum’da şunları buyurmuştur: 

1“Ali b. Ebu Tâlib, Benim kardeşimdir, vasîmdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir.” 

2“Allah Resülünün (s.a.v.) halifesi odur. 

Mü’minlerin Emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur.” 

3“Ey insanlar! Bu Ali’dir! 0 Benim kardeşimdir, vasîm, ilmimi tOplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.” 

4“Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet verâseti olarak neslime emanet ediyorum.” 

5“Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.” 

Sayfa-43 -
==============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 
6-“Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resülü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır. 

Hz.Ali’nin (a.s.) Emirü’l-Mü’minîn oluşu bizzat Allah’ın emri iledir. Bu hutbenin birçok yerinde imamlığın Hz.Ali’nin olduğu belirtilmiştir. 

Dikkat edilirse, hilafet hakkındaki görüş Allah ve Resülüne aittir. 

Burada bize söz düşmez. 

Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olması ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın bu konuda Hz. Ali’nin hakkını yediği ile ilgili görüş ise zaten bize ait değildir. 

Ehl-i Beyt İmamlarının bu konuda görüşleri olduğu gibi, bu görüş en çok, uğruna canını feda etmekten çekinmeyen İmam Hüseyin’e aittir. 

Kerbela faciasında şehadet şerbetini içen İmam Hüseyin neden ve kime karşı kıyam etmiştir? 

İmam Hüseyin, hilafet kendi hakkı olmasına rağmen, hakkı olmayan kişiler tarafından gasp edildiğini söyleyerek, ümmetin gerçekleri görmesi ve İslam’dan sapmaların önüne geçmek için kıyam etmiştir. 

Şii veya Sünnî hangi kaynak eseri açsanız, Kerbela vahşeti ve İmam Hüseyin’in kıyamı ile 

                       Sayfa-44- 
 ===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 
ilgili bundan başka bir gerekçeye rastlamazsınız. 

İmam Hüseyin, Resülullah’ın “oğlum” hitabına mazhar olmuş, cennet gençlerinin efendisidir 

İmam Hüseyin, Resülullah’ın “oğlum” hitabına mazhar olmuş, cennet gençlerinin efendisidir ve Ehl-i Beyt’tendir. 

İmam Hüseyin’in sahip çıktığı ve cam pahasına halkı ayıktırmaya çalıştığı bir konuya sahip çıkmak bir Müslüman için şeref vesilesi olmalı iken, bunları iman çizgisinden sapma olarak yorumlayanların neye inandığı bizi derinden düşündürmektedir. 

Hz. Ali Efendimizin Emirü’l-Mü’minîn yani halife oluşunun bizzat Cenab-ı Hakk’ın emri ile 

olduğunu vurgularken Gadir-i Hum gününden bahsetmekte yarar vardır. 
 
                           Sayfa-45-
 
 ================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 

GADİR-İ HUM’DA İMAM ALİ’NİN VELAYET VE HİLAFETİNİN İLAN EDiLMESi 

Gadir-i Hum günü, Sünnî dünya için halen bilinmeyen bir hakikattir. 

Peygamberimiz ilk ve tek haccı olan Veda Haccı esnasında Arafat’ta irad ettiği hutbesinde 

iman ve İslam esaslarını anlatmış, insan haklarmı İslam açısından beyan etmiştir. 

Hz. Peygamber (s.a.a.) hac dönüşü Mekke ile Medine arasında Gadir-i Hum denilen mevkide ikinci kez sahabesini toplayarak bir hutbe daha irad etmiştir. 

Bu hutbesinde, Allah’ın emri ile Hz. Ali’nin, kendisinden sonra imam tayin edildiğini bildirmiştir. 

Gadir-i Hum denilen yerde irad edilen bu hutbeye Gadir-i Hum hutbesi denir ve yalnızca Hz. 

Ali’nin halife olarak ilan edilmesi maksadıyla buyurulmuştur. 

Hz. Resül’den sonra, Emevi dönemiyle beraber bir makam koltuğu gibi el değiştirmeye başla-
                   

    Sayfa-47- 
=====================================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

yan ve seçime dönüşen halife tayini, Gadir hutbesinde gördüğümüz şekliyle esasen Allah’ın emri ve Resülullah’ın nasbı ile belirlenecek önemde bir konudur. 

İleride İslam dininde halifenin seçim usulü hakkında bilgi vereceğiz. Ancak önce Gadir hutbesi neden irad edildi, buna değinelim. 

Ehl-i Beyt kaynaklarının hiçbir şek ve şüpheye yer vermeyerek kabul ettiği Gadir hutbesindeki halife tayini, 222 Sünnî âlimin eserinde de yer almaktadır. 

Esasen Hz. Ali Efendimizin Resülullah’tan sonra halife tayin edilişi, Islam’ın tüm kaynaklarında “mütevatir derecede haber”lerle sabittir. 

Nitekim el-Bani, Gadir hadislerinin her iki kısmının sahih, hatta ilk kısmının mütevatir olduğunu açıklamaktadır. '19' Sünnî dünyanın yeni yeni tanımaya başladığı Gadir-i Hum hutbesinin irad günü, Şia âlemince bir bayram olarak kutlana gelmektedir. 

Sünnî kesim, maalesef Sakife’de başlayan sapmayı doğru olarak kabul etmiş; Allah’ın emrini ve Resülullah’ın nasbını unutmuştur. Oysa Ehli Beyt dünyası için Hz. Ali Efendimizin hilafeti konusu bir iman şartıdır. 

İman ve İslam esaslarında temelde bir olan Şii 
 ============================================
_______________________________
19 el-Bani, Nasiruddin, Silsiletü Ehadisi’s-Sahiha, l-lV, s. 343-344, 2.Baskı, Amman, 1404. 
 
                          Sayfa-48 -
 
======================================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


ve Sünnî dünya, imamet meselesinde birbirinden ayrılmaktadır. 
 
Yıllar süren büyük yalanlar, Şiileri bâtılda gibi gösterse de aslında Şiilerin iman esaslarında yer alan imamet konusu onların inandığı şekliyle 
 
doğrudur. Hilafet ilanının yapıldığı Gadir hadisi pek çok râviden aktarılır. 
 
Sünnî ulemadan hafız Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir-i Taberî “el-Velayetü ii Turuk-i Hadis-i Gadir” adlı kitabında Gadir hadisini, Zeyd b. Erkam’dan şöyle rivayet ediyor: “Resülullah (s.a.a.) Veda Haccı ’ndan dönerken 
 
öğle vaktinin sıcağında Gadir-i Hum denilen yerde durdu. Büyük gölgelikler kurulmasını emretti. 
 
Gölgelikler kurulduktan sonra, herkesin cemaat namazı için toplanmasını buyurdu. Cemaat namazı için toplandık; Allah Resülü (s.a.a.) bizlere bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu: 
 
“Allah Teâlâ Bana şu ayeti nâzil etti: “Ey Resül! Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun ve Allah Seni insanlardan koruyacaktır.’ "20“ 
 
Cebrail Bana burada Rabbimin şu emrini bütün herkese iletmemi bildirdi: “Ali b. Ebu Tâlib Benim kardeşim, vasîm ve halifem, Benden sonra İmamdır. ’ 
_______________________
20 Maide, 67. 
 
                        Sayfa-49-
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

Ben de size tebliğ ediyorum. 

Ben her kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır; bu Allah tarafından Bana bildirilmiştir.” 

Maide 67. ayetin nâzil olmasından sonra irad edilen bu hutbe göstermektedir ki, Hz. Ali’nin halife oluşu bizzat Allah’ın emri iledir. 

Hutbe esnasında birçok kere Hz.Ali Efendimizin elini hatta pazusunu tutup havaya kaldırarak, Hz. Ali’nin faziletini ve kendisinden sonra ümmetinin velayetini ilan buyurdu. 

Resülullah, Allah’a hamd ü senâ, sahabesine tembih ve hatırlatmada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: 

“Ey insanlar! Ben bir beşerim. Rabbimin elçisinin (Azrail’in) gelmesi ve Benim de ona icâbet etmem yakındır. 

Ben size iki ağır emanet, iki halife bırakıyorum. Birincisi, içinde hidayet ve nur olan Allah’ın Kitabı’dır. Arş’tan arza uzatılmış Allah’ın ipidir. Ona tutununuz. 

(İkincisi) Ehl-i Beyt’imdir. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım” dedi. 

(Dinleyenler), “Şehadet ederiz ki Sen tebliğ ve nasihat ettin, bütün gücünle çalıştın. Allah Sana hayırlı mükâfat versin” dediler. 

Sayfa-50- 
===========================================
 
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

Sonra Hz.Ali’nin(r.a.)elini tutarak pazusunu tekrar havaya kaldırdı. Bütün insanlar Hz.Ali’yi(r.a.)
tanıdılar. 

Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurdu: 

“Ey insanlar! Mü’minlere neüslerinden daha önemli insan kimdir? Ben sizin için nefislerinizden daha önde değil miyim?” (Kendisini dinleyen) sahabe, “Elbette öndesin Ey Allah’m Resülü... Hem Allah ve Resülü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Resülullah (s.a.a.), “Yüce Allah, Benim mevlamdır (efendim, sahibim). Ben de mü’minlerin mevlasıyım (sahibiyim, efendisiyim). Ben mü’minler için nefıslerinden daha önemliyim. Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ali Benden sonra sizin velinizdir”bu-
yurdu. 

Bunu konuşmasının arasında birçok kere tekrar ettikten sonra, her tekrarının akabinde şöyle devam etti: “Allah’ım, Ali’yi veli/idareci/mevla kabul edeni Sen de yücelt. Ona düşman olana düşman ol, onu seveni sev. Ondan nefret edenden nefret et, onu küçük düşüreni küçük düşür. Nerede olursa, hakkı ondan ayırma. 

İyi dinleyin ve hazır olan olmayana duyursun” diye konuşmasını bitirdi. 

Alusi, Maide 67. ayetin nâzil olmasından sonra Hz. Ali’nin halife olarak tayin edilmesini beyan ettiği tefsirinde şunları yazar: 

Sayfa-51- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

“İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: 

Bu ayet, Ali (k. veche) hakkında nâzil oldu. Yüce Allah, Hz. Peygambere onun (Ali) velayetini insanlara ilan etmesini emrettiğinde, Resülullah, insanların kendisine “amcasının oğlunu başımıza geçirdi’ deyip kendisini kınamalarından oldukça korktu. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi; O da Gadir-i Hum’da Ali’nin velayetini ikame etti. Onun elini tutup kaldırarak şöyle buyurdu: Ben kimin velisi-idarecisi isem, işte bu Ali de onların velisi-idarecisidir. Allah’ım onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol.” 

Celaleddin Suyutî de, ed-Dürrü’l-Mensür’da, Ebi Hatim, Ibn Murdeveyh, Ibn Asakir ve Ebu Said el-Hudrî’den naklen böyle tahric etti. 2' 

Suyutî’nin ed-Dürrü’l-Mensür eserinde, İbn Ebi Hatim’in Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim eserinde ve Vahidî’nin Esbab-ı Nüzul eserinde, Maide 67. 

ayetin Hz. Ali Efendimizin halife olarak tayini hakkında nâzil olduğu yazmaktadır. 

Gadir hutbesinin 6 yerinde imamlığın Hz. Ali’nin olduğu bildirilmiştir. 

1“Ali b. Tâlib, Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir.” 

2“Allah Resülünün (s.a.a.) halifesi odur. Mü’minlerin emiri odur. Allah tarafından tayin 
_____________________
21 Ebu'l-Fazl Şihabuddin es-Seyyid Mahmud el-Alusî, Ruhu'l-Me’ani fi Tefsiri'l-Kur'âni'l-Azim ve’s-Seb'il-Mesani, Beyrut bsk. C.IV. 
 
Sayfa-52- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 edilen hidayet imamı odur.” 

3-“Ey insanlar! Bu Ali’dir! 0 Benim kardeşimdir, vasîm, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.” 

4-“Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.” 

5-“Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.” 

6-“Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. 

İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resülü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır.” 

Hz. Ali’nin imamet ilanından sonra henüz insanlar dağılmadan Maide 3. ayet nâzil oldu: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.” 

Resülullah (s.a.a.); “Allahuekber!Din kemâle erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah Benim risaletime, Ali’nin velayetine razı oldu” buyurdu. 

Yani, Hz. Ali’nin imametinin bilinmesi ile İslam dini tamamlanmıştır ve bu Allah’ın emridir. 

Maide 3. ayetin, Hz. Ali’nin hilafet ilanından sonra nâzil olduğu İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (0.1 8.241 (8.262), 950 (8.340) 964 
 
Sayfa-53- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 (s.344); 7/23959 (s.779-780); 6/18671 (s.305306), l9494(s.528), 19518 (5.534), 19540(s.538539), 19543 (8.539), Taberî’de, Celaleddin Suyutî Tefsirinde, İmam Fahri Razi Tefsirinde, İmam Gazalî’ nin İhya’ sında, İbn-i Ebi’lHadid’in Nehcü’l-Belağa Şerhi’nde, Menâkıb-ı Harezmî’de (8.25) yer almaktadır. 

Sahih rivayetlere göre, Gadir-i Hum günü, Hz. Peygamberin Hz. Ali Efendimizi yerine halife ve vasi olarak tayininden sonra “ikmal ayeti” olarak bilinen Maide 3’ün nâzil olduğu pek çok Sünnî eserde yer alır.'22' 

Bu açıdan değerlendirildiğinde Hz. Ali’nin imametini reddetmek, Allah’m emrine karşı gelmektir. 

Maide Suresi’nin 3. ayetinin Hz.Ali’nin velayeti hakkında olduğunu rivayet eden râvîler şöyledir: 

Hz. Ali (a.s.), Abdullah b. Abbas, Ebu Said el Hudrî, Bera b.Azib, Ammar b.Yasir, Mikdad b.Esved, Zeyd b. Erkam, Selman-ı Farisi, Ebu Zer- Gifari. 
__________________________
22 Müslim, Sahih, Fedailü’s-Sahabe, 44/36,6175,6176,6177; 
Nesâî, Hasais-i Ali, H.no: 8,76,82,83,85,90,9S,96; İbn Mace, Sünen, Mukaddime, Fazlu Aliyy İbn Ebi Tâlib, 29 / 116; Tirmizî, Sünen, Menâkıb, 30,36,50-3716; İbn Ebi Şeybe, Musannaf, Vll.495,R.9,10; Hakim, Müstedrek, ll/129,lll,109,116; Kenz, R.31662,32904,32946; Heytemî, Savaik, 120-124; Münavi, Feyzu’l-Kadir, lll/had noz2631. 5.433-434, Vll /had. No.9000, 5.253-254; Sıbt b. Cevzî, Tezkiretü’lHawas, 5.30; Hatib el-Bağdadî, et-Tarih, Vll / 289. 
 
Sayfa-54- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

MAİDE 67.AYET İMAM ALİ EFENDİMIZİN HALİFE İLANINI EMREDER 

Yüce Allah, Maide 67. ayet-i kerime ile Hz.Peygamber’e bir ilan ve tebliğ görevi vermektedır. Ayet-i kerime şöyledir: 

“Ey Peygamber! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, Seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” 23” 

Buradaki tebliğ ve ilanın Hz. Ali Efendimizin halife tayini ile ilgili olduğu pek çok Sünnî âlim tarafından ifade edilir: 

Büyük müfessir ve muhaddis İmam es-Suyutî şunları kaydetmektedir: 

“İbn Ebi Hatim, İbn Merdüye ve İbn Asakir’in bildirdiğine göre, Ebu Said el-Hudrî, “Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et...’ ayeti, Gadir-i Hum günü, Ali bin Ebi Tâlib hakkında nâzil olmuştur’ demiştir. 
_________________________
23 Maide, 67. 
 
Sayfa-55- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
İbn Merdüye’nin bildirdiğine göre, İbn Mes’ud der ki: “Biz, Resülullah (s.a.a.) zamanında, 'Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et...’ âyetini okur ve ’Ali bütün mü’minlerin velisidir, idarecisidir (mevla)’ ifadesini eklerdik. Sonra, “Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, Seni insanlardan korur’ şeklinde devam ederdik.”24“ 

Tefsir ilminin Sünnî temel kaynaklarından olan Vahidî’nin Esbab-ı Nüzul’ünde ise söz konusu Maide 67. âyet-i kerîmesinin nüzul sebebi şöyle nakledilmektedir: 

“. .. İbn Atıyye’den, o da Ebu Said el-Hudrî ’den (r.a.) rivayet etmektedir. (Ebu Said el-Hudrî) dedi ki: “Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. . . ’ âyeti, Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Tâlib (ra) hakkında nâzil olmuştur.”25 "

Nişabur tefsir ekolünün öncülerinden büyük müfessir es-Sa’lebî, söz konusu ayet-i kerimenin manasını şöyle kaydetmektedir: 

“Ebu Ca’fer Muhammed b. Ali dedi ki; bunun manası şudur: (Muhammed’im) Ali’nin (r.a.) fazileti hususunda Sana indirileni tebliğ et. Nitekim bu ayet nazil olduğunda Resülullah (s.a.a.), 
_______________________________
24 Celaluddin Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensür fi't-Tefsir bi’l-Me'sur, Beyrut 2001, lll / 109, Maide 67’nin tefsiri. 
25 el-Vahidî Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed, Esbab-ı Nüzul, Kahire 2003, s.104-105. 
 
Sayfa-56- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 Ali’nin (ra) elini tutup kaldırdı ve “Ben kimin velisi idarecisi isem, Ali de onun velisi idarecisidir’ buyurdu.” '26' 

Adiyy b. Sabit’in Hz. Bera’dan (r.a.) rivayeti ise şöyledir: 

Resülullah ile birlikte Veda Haccı’ndan dönüşte, Gadir-i Hum’daydık. Namaza toplanın diye nida etti. İki ağacın gölgesi altında iken, Ali’nin (r.a.) elinden tutup kaldırarak şöyle buyurdu: 

“Ben, bütün mü’minlere kendi canlarından daha önde, daha yüce değil miyim?” 

Ashab, “Şüphesiz öylesin ya Resülalla ” dediler. 

Bunun üzerine tekrar “Ben, her bir mü’mine kendi nefsinden daha önde, daha evla değil miyim?” buyurdu. 

Ashab da yine, “Şüphesiz öylesin ya Resülallah” dediler. 

Bunun üzerine Resülullah şöyle hitap buyurdu: “Ben kimin velisi-idarecisi isem, işte bu (Ali) de onların velisi-idarecisidir. Allah’ım, onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol.” 

Ömer (r.a.) onunla karşılaştığında; “Gözün aydın olsun ey Ebu Tâlib’in oğlu, sen gece-gündüz (her an) her bir mü’min erkek ve mü’mine hanımın velisi-idarecisi oldun” diye tebrik etti.” '27' 
_______________________________
26 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/84. 
27 Ebu İshak es-Sa'lebî en-Nişaburî, el-Keşf ve'l-Beyan, Thk. Ebi Muhammed b. Aşur, 1.Baskı, Beyrut, 2002, c.lV/s.92. 
 
 
_______________________________
26 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/84. 
27 Ebu İshak es-Sa'lebî en-Nişaburî, el-Keşf ve'l-Beyan, Thk. Ebi Muhammed b. Aşur, 1.Baskı, Beyrut, 2002, c.lV/s.92. 
 
Sayfa-57- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 Müfessir Alusî ise, Maide 67. âyetin bağlamında Sünnilerin genel görüşünü de beyan ettiği tefsirinde şunları kaydetmiştir:

“İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bu ayet, Ali (k.veche) hakkında nâzil oldu. Yüce Allah, Hz. Peygambere onun (Ali) velayetini insanlara ilan etmesini emrettiğinde; Resülullah, insanların kendisine “amcasının oğlunu başımıza geçirdi’ deyip kendisini kınamalarından (ta’n etmelerinden) oldukça korktu. Bunun üzerine Allah, bu ayeti indirdi; o da Gadir-i Hum’da Ali’nin velayetini ikame etti. Onun elini tutup kaldırarak şöyle buyurdu: Ben kimin velisi-idarecisi isem, işte bu (Ali) de onların velisi-idarecisidir. Allah’ım, onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol.”

Celaleddin Suyutî de, ed-Dürrü’l-Mensur’unda; Ebi Hatim, İbn Murdeveyh, Ibn Asakir ve Ebu Said el-Hudrî’den naklen böyle tahric etti.' 28 '

Temel İslam kaynaklarında nakledilen İmam Ali’nin velayeti ve Gadir-i Hum gerçeğinin ısrarla gizlenmesi ve üstünün örtülmesi, elbette sorgulanması gereken ilmî ve imanî bir görev olsa gerektir.
_____________________________
28 Ebu'l-Fazl Şihabuddin es-Seyyid Mahmud el-Alusi, Ruhu’lMe'ani fi Tefsiri’l-Kur'âni'l-Azim ve’s-Seb'il-Mesani, Beyrut bsk.
C.IV. 5.192,193. 

Sayfa-58- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 GADİR HUTBESİNİN ARDINDAN HZ. ALİ EFENDİMİZ TEBRIK EDİLMİŞTİR 

Gadir hadisi ile, Hz. Ali’nin halife tayin edilmesinin bir' delili de sahabenin onu tebrik etmesidir. 

Imam Ahmed b. Hanbel, Müsned’inde şu hadisi nakletmektedir: 

Bera b. Azib (r.a.) dedi ki: Resülullah’m (s.a.a.) (ifa etmiş olduğu Veda Haccı dönüşünü) seferinde birlikteydik. Gadir-i Hum’da konakladık. Namaz kılma emrini vererek nida ettirdi. İkindi namazım kıldırdı. Ardından (bir hutbe irad ederek) Ali’nin (r.a.) elini tuttu ve “Bilmez misiniz ki, Ben, mü’minlere kendi nefislerinden evlayım?” buyurdu. Ashab, “Evet” cevabını verdiler. Resülullah (s.a.a.) suali, “her bir mü’min için” ifadesiyle aynı şekilde tekrar etti; sahabiler, “evet” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Resülullah (s.a.a.) Ali’nin elini tutup kaldırarak, “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olan dost, düşman olana düşman ol” buyurdu. 

Bu esnada Ömer (ra) Hz. Ali (as.) ile karşılaştı ve onu şöylece kutladı: “Ne mutlu sana, ey
 
Sayfa-59- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 Ebu Tâlib’in oğlu! Gözün aydın! Kadın ve erkek her bir mü’minin mevlası oldun” dedi.'29' 
 

 
Sahabilerin İmanı Ali’nin velayet ve imametini tebrik etmelerine dair çok az farklılıklarla aynı rivayetleri İbn Kesir ve Bağdadî de nakletmektedir.'30“ 
 

 
Hüccetü’l-İslam Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed Gazali (r.a,) ise, Gadir-i Hum olayını anlattıktan sonra, Hz. Ömer’in de diğer sahabiler gibi, “Yaşa, var ol, ey Hasan’ın babası! Şüphesiz sen, artık benim ve kadın erkek her bir mü’minin mevlası oldun” diye tebrik ve hakkı teslim ettiğini nakleder ve İmam Ali’nin velayet ve imametinin Yüce Allah’ın emriyle Resülullah’ın nasb etmesi ile gerçekleştiği görüşünü açıklar. '31' 
 

 
(Resülullah, hutbesini bitirir bitirmez) Ömer, derhal “Yaşa, yaşa, bravo Sana ey Hasan’ın babası! Sen artık bizim velimiz, kadın erkek bütün mü’minlerin velisi oldun” diyerek kutlaması da şüphesiz bu emre teslimiyet, tayin edilene ilişkin rıza beyanı ve açık hükümdür. Ancak Hz. Peygamberin rıhletinden sonra Hz. Ebubekir ve Hz. 
_____________________________
29 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/281;6/305-306, had. no: 18671,18672, Beyrut bask. 1998. 
30 İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 11/73; Hatib el-Bağdad’i, Tarih el-Bağdadî, 8/ 289. 
31 İmam Gazali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf-u ma Fi'd-Dareyn, 3.1618, Millet Kütüp. yazma eser, Ali Emiri Arabi bölm., 915; Hüccetü’lİslam Muhammed b. Muhammed Gazali, Sırru'l-Alemeyn, 3.23. zabt, ta'lik; Muvaffak Fevzi el-Cebr, Dımaşk, 1.Baskı, Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, 5.445, İcmal yayıncılık. 
 
Sayfa-60- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

Ömer bu emre itaati unutarak, Resülullah henüz defnedilmeden Sakife denilen yerde demokratik usulle yeni bir halife seçmişlerdir. 

Oysa İbn Hacer el-Heytemî’nin Darekutnî’den naklettiğine göre; Resülullah’ın Hz. Ali’yi Gadir-i Hum hutbesiyle “kendisinden sonra kadınerkek bütün mü’minlerin velisi” olarak nasb ve ilan etmesi üzerine Hz. Ebu Bekir ve Hz.Ömer, “Ey Ebu Tâlib’in oğlu, gözün aydın olsun, sen kadın-erkek her mü’minin velisi oldun” diye tebrik ederler. '32' 

Ehl-i Beyt Külliyatımızda detaylıca anlattığımız Gadir-i Hum hutbesi gerçeğini şöylece Özetleyebiliriz: 

“Hadislerden yola çıkarak hilafete destek aranıyorsa, Resülullah (s.a.a.) hiçbir sahabi hakkında Hz. Ali kadar hadis buyurmamıştır. 

Maide Suresi 3. ayet olan İkmal ayeti ile Maide Suresi 67. ayet olan Tebliğ ayeti, Resülullah tarafından İmam Ali’nin velayeti ve hilafetinin ilan edilmesi suretiyle dinin tamamlanmasına dairdir. 

Sadece Gadir-i Hum günü irad edilen hutbenin 6 yerinde Hz.Ali, Cenab-ı Peygamber tarafından “halife ve vasî” olarak ilan edilmiştir. 

Bunlardan birinde, “Ali b. Ebi Tâlib, Benim kardeşimdir, vasîmdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir” buyurmuştur. 
_____________________
32 el-Heytemî, es-Sevaik, 5.42, Kahire bask 
 
                                     Sayfa=61=
==============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 

Yine hutbenin bir yerinde, “Ey insanlar! Bu Ali’dir! 0 Benim kardeşimdir, vasîm, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir” buyurmaktadır. 

Yine başka bir yerinde, “Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resülü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır” buyurmuştur... Hz. Ali hakkında 300 âyet nâzil olmuştur. 

Hilafetin Hz. Ali’ nin hakkı olduğu konusu, bazı çevrelerde iddia edildiği gibi, Hz. Ebu Bekir’ ın, Hz. Ömer’ ın, Hz. Osman’ ın küçük düşürülmesine sebep de değildir. 

Bu iddia, İslam ümmetinde büyük bir fitneyi ateşleyecek ve ayrışmaya sebep olacak bir değerlendirmedir. 

Hz. Ali’nin hilafetini kabul, diğerlerini red değil, ayet ve hadisle sabit olan bir meseleyi ortaya koymaktır. 

Yoksa Hz. Ebu Bekir ne kadar değerli ise, Hz. Ali de o kadar kıymetlidir. Bu mânâda fark yaratacak bir açıklama asla yapılmamıştır.” 33 

Gadir-i Hum’a dair hadis ve haberlere 222 Sünnî âlim de eserlerinde yer vermiştir. Bunları konunu sonunda zikrettik. 
_____________________________
33 bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı İmam Ali. 
 
 
Sayfa-62- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 GADİR HUTBESİNDEN SONRA HZ. ALİ’NİN HALİFELİĞİNİ İNKAR EDENLERİN UĞRADIĞI AKİBET 

Büyük muhaddis İmam Suyutî, “sekaleyn/ iki ağır emanet” diye şöhret bulan hadis-i şerifi, “halîfeteyn/iki halife” kavramı ile rivayet etmektedir: 

“Size iki halife bırakıyorum. Yerle gök arasında sarkan Allah’ın Kitabı ve ıtretim/Ehl-i Beyt’im. Bunlar Havz’ın başına kadar birbirinden ayrılmaz.” '34' 

Bu gerçek, evrensel ve Havz-ı Kevser’e varıncaya dek devam edecek ebedî bir ilan ve mükellefiyettir. 

Gadir-i Hum olayı ve hutbesi, Hz.Ali, Ebu Eyyub el-Ensarî, el-Bera b. Azib, Ebu Said el-Hudrî, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam, Sa’d b. Ebi Vakkas, Bureyde b. el-Hasib başta olmak üzere sahabenin büyüklerinden birçok tarikle nakledilmiştir. 
_____________________________
34 Münavî, Feyzu’l-Kadir Şerhu’l-Camiu's-Sağir, c.3, 3.433, had. 
no:2631, Kahire, Darü'l-Hadis, 2010.
 
Sayfa-63- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 Ahmed b. Hanbel (r.a.) Gadir-i Hum’a dair şu detayı da nakleder: 

“Hz.Ali keremellahu vechehu-Resülullah’ın dâr-ı bekâya rıhletinden sonra Rahbe’de, içinde sahabe-i kiramın da olduğu bir topluluğa, Gadiri Hum olayı hususunda şahitlik etmelerini ister. Orada bulunan sahabilerden üçü hariç tamamı ayağa kalkarak olaya şahitlik yapar, gözleriyle gördüklerini, kulaklarıyla duyduklarını aktarırlar. Bunun üzerine Hz. Ali (ra), Gadir-i Hum’da görüp-duyduklarını ifade etmeyen 3 kişiye beddua eder, bedduası kabul olunur.” '35' 

Zeyd b. Erkam’dan gelen bir rivayette ise, Hz. Zeyd, şahitlik yapmadığı için gözlerinin kör olduğunu söylemektedir. 36 

Ehl-i Beyt kaynaklarında ise diğer iki sahabinin birinin alaca hastalığına yakalandığı, diğerinin ise Arabî (kapkara) kesildiği nakledilir.' 37 '

Yine Sünnî kaynaklarda rivayet edildiği üzere, Gadir-i Hum’dan sonra, “Ey Muhammed, Senin peygamberliğine razı olduk, namazı-orucu kabul ettik; başımıza bir de amcaoğlunun velayetini mi sardın?! Böyle bir şey varsa, başımıza taş yağsın” diye çıkışan Haris b. Numan el-Fihrî gibiler 

_______________________________
35 Ahmed b. Hanbel, Müsned, l/ 964 (3.344); İbn Kesir, Bidaye, V/211; İbn Ebi Şeybe, Musannef, Vlll/114. 
36 Heysemî, Mu’cem, lX/106, Beyrut, 1967. 
37 Allame Şerefuddin, el-Muracaat, 5.326-327, Mısır 1975. 
 
Sayfa-64- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

de çıktı. Ama Allah, Ebrehe’nin ordusunu Ebabil kuşlarının gagalarıyla delik deşik ettiği gibi, Haris b. Numan’ın da başına öyle bir taş yağdırdı ki, başından girdi, altından çıktı"38“ 
 
____________________________
38 Münavî, Feyz'ul-Kadir, c.VlII, 5.253, Daru'l-Hadis bask2010; Alusî, Ruhu'l-Meani, XXIX,55; Ebu İshak es-Sa'lebî, el-Keşfve'lBeyan, s.234; Kurtubî, el-Camii'l-Ahkami'l-Kuı’ân, c.9, 5.181-182, Beyrut, 1993; Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağn yay. 2/906907; Halebî eş-Şafı'î, es-Sire, lll/274. 
 
 
Sayfa-65- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ 
 

 
Konuyu bitirirken, İslam’da halifenin seçim usulünden bahsetmekte yarar var. 
 

 
İslam’a göre imametin tespit ve tayini bizzat Allah tarafından yapılmaktadır. Buradaki usul şudur: 
 

 
İslam’da bir insanın baş olabilmesi aynı zamanda dinî bir yükümlülüktür. Din kurumunun başındaki kişinin, insanların veya bir şahsın iradesi ile seçilip tayin edilmesi mümkün müdür? 
 

 
Böyle bir şeyin olduğunu kabul edersek, her insan kendi iradesinin üstündeki iradeyi tayin ve tespit edecektir ki, burada bir keyfiyet ortaya çıkar. Bu usul demokratik bir usuldür. 
 

 
İtikadî konularda böyle bir keyfiyet söz konusu olamaz. 
 

 
Halife nasb yolu ile belirlenir. Kur’ân-ı Kerîm’de halifenin Allah’ın emri ile seçildiğine dair ayetler bulunmaktadır: 
 

 
“Ey Muhammed! Hani Rabbin meleklere, ’Ben muhakkak yeryüzünde bir halife yarataca-
 
Sayfa-67- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 


ğım’ demişti.”39“Ey Davud! Seni yeryüzünde halife kıldık.”40“Ey İbrahim! Seni insanlara imam ettim.”41“ 
 

 
“Ve içlerinden sabrettilderi zaman, emrimizle doğru yola iletir imamları çağıracağız.”'42' 
 

 
Bu ayetlere göre Allah, önderleri nasb ediyor. 
 

 
Dinimize göre, imamet makamı bir imamın diğerine Allah’ın emri ile miras bıraktığı bir makamdır. 
 

 
Bunun için Hz. Ali’nin hilafeti gasp edilmiş; İslam’a aykın bir şekilde demokratik seçimle hilafet başkasına verilmiştir. 
__________________
39 Bakara, 30, 
40 Sa'd, 26. 
41 Bakara, 124. 
42 Secde, 24. 
 
 
Sayfa-68- 
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 MUAVİYE TARAFTARLARININ İMAM ALİ’NİN HİLAFETİNE İTİRAZLARINA REDDİYE 

Hilafet mevzuunda Sünnî dünyada iki ayrı eleştiri söz konusudur. 

Birincisi, Hz. Ali (a.s.) ile Muaviye arasındaki hilafet konusudur. 

Burada Hz. Ali (a.s.) ve Muaviye arasındaki meselenin içtihad ayrılığından kaynaklandığı ve Muaviye’nin içtihad ehli olduğu için haklılığı savunuhmaktadır. 

Ehl-i Sünnet’e göre dinî kaynakları hatırlatarak başlayalım: Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas-ı Fukaha. 

İmam Ali’nin (a.s.) Hz. Osman’dan sonra halife seçilmesi sahabenin tamamı ile yani icma ile olmuştur. 

Muaviye’nin burada tek başına içtihad hakkı yoktur. 

Kaldı ki, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vefatından sonra Ebu Süfyan İmam Ali’ye (a.s.) gele-
 
Sayfa =69=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

rek biat teklifi yapmıştır. 

Muaviye’nin tarafının meseleye bakışı fıkıh ve akaid kurallarına göre değildir. 

Eğer öyle olsa idi, Ebu Süfyan, İmam Ali’)’e (a.s.) biat teklifi yapmazdı. 

Hz. Osman’dan sonra hilafet icma ile sabit olup, İmam Ali’nin (a.s.) hakkıdır. 

Ortada muğlak bir konu yoktur ki burada içtihad olsun. 

Demek ki, Hz. Ali icma ile seçilmiş halifedir. 

Burada bir icma varken, geride kalanların hak sahibi olması söz konusu olamaz. 
 
Sayfa =70=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
İMAM AZAMIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞÜ 
 

 
Muaviye’nin hilafeti ile ilgili olarak İmam Azam Ebu Hanife şunları söylüyor: 
 

 
“Şamlılar bizi sevmiyorlar. Zira Hz. Ali ve Muaviye’nin safiarmdan birisine iştirak etmemiz talep edildiğinde, “biz ancak Ali’nin askerleri arasına katılırız’ diyoruz. 
 

 
Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira biz Ehl-i Bey’ti seviyoruz. Ehl-i Beyt’e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz.” '43' 
 

 
Hilafet konusunda İmam Azam’ın, İmam Gazalî’nin, Hz. Fâtıma’nın ve Hz. Ali’nin (a.s.) görüşleri ortada iken, hiç kimseye söz düşmez. 
 

 
Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihad, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu, müsteşriklerin de kullandığı bir metottur. 
 

 
Hz.Ali ve Hz. Fâtıma’nın görüş beyan ettiği bir konuda, hiçbir âlimin söz söyleme hakkı yoktur. 
________________________________
43 Bezzazî, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275. 
 
Sayfa =71=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


Hz. Peygamberin, İmam Ali ve Hz. Fâtıma’nın görüşünün olduğu bir yerde İmam Rabbanî ’nin görüş beyan etmesi tamamen bâtıldır. 
 
 
Sayfa =72=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


İMAM GAZALİ'NİN HİLAFETLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ 


Hilafet konusunda ikinci ihtilaflı durum ise, Hz. Ebubekir ile Hz. Ali arasındaki meseledir. Burada, İmam Gazali’nin ifadeleri duruma açıklık getirmektedir. 

İmam Gazalî, hilafetle ilgili olarak şunları söylemiştir: 

“... Fakat hilafet hususunda delil bütün açıldığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydmlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resülullah şöyle buyuruyor: “Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ 

(...) Dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak' teviller üretmek bâtıldır. 

Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için “icma hâsıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. 

Nasıl olsun ki? 
 
 
Sayfa =73=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi llz. Fâtıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. 

Dahası, Sakife’de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.”44 “ 

Hilafet konusunda son sözleri, doğrulukları Tathir ayeti ile Cenab-ı Hak tarafından sabıt kı

lınmış Hz.Ali ve Hz. Fâtıma’ya bırakıyoruz... 
_________________________
44 İmam Gazalî, Sırru’l-Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d-Dareyn, s. 16-18 
 
Sayfa =74=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 HZ.ALİ’NİN HİLAFET İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ 
 

 
“... Allah’a and olsun ki, hiçbir zaman Arab’ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O’nun Ehl-i Beyt’inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. 
 

 
Beni üzen, halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim, ta ki gözlerimle gördüm, bir grup İslam’dan çıkmış Hz. Muhammed’in (sav.) dinini yok etmek istiyorlardı. 
 

 
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. 
 

 
Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” '45 '
 
______________________________
45 NehCü'l-Belağa, 62. Mektup. 
 
Sayfa =75=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 HAZRETİ FATI'IMA’NIN HİLAFETLE İLGİLİ GORUŞLERI 

Hz. Fâtıma (a.s.), hilafet konusunda ümmetin, Resülullah’ın (s.a.v.) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederek şöyle demiştir: 

“(...) Başkasının devesini damgaladınız. (Sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz) onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti... 

Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu’l-Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden . çıkardılar. Bilin ki bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” 

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gerek İmam Ali, gerekse Hz. Fâtıma hilafet bahsinde Ehl-i 

Beyt’in çok ciddi bir haksızlığa uğradığını ifade etmişlerdir. 

Bunu hiçbir tevil ve izah tamir edemez. 
 
Sayfa =77=
==============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
İMAM CA’FER’İN, HZ. EBUBEKİR’İN VE HZ. ÖMER’İN, HZ. ALİ’DEN ÜSTÜN OLDUĞUNA DAİR SÖZLERİ VAR MIYDI? 
 

 
Bazı Sünnî çevrelerde konuşulan bir diğer iddia ise, İmam Ca’fer Efendimizin, Hz. Ebubekir’in (as.) ve Hz. Ömer’in (a.s.), Hz. Ali’den (as.) daha üstün olduğunu iddia eden sözlerinin yer aldığı haberleridir. 
 

 
Canını bu uğurda feda eden İmam Hüseyin gibi, Ehl-i Beyt soyunu devam ettiren masum imamların tamamı, hayatlarını, “imameti gerçek sahibine vermenin” gereği üzerine bina etmişlerdir. 
 

 
Yine Resülullah’tan (sav.) itibaren her imamın velayetin başı Hz. Ali Efendimiz hakkında sözleri ortadadır. 
 

 
Bunu yaparken maksatları diğer sahabilere veya ümmete karşı bir üstünlük ayrımı yapmak değildir. 
 

 
Burada sevilmişlik, seçilmişlik söz konusudur. 
 

 
Ayet ve hadislerle sabit bir hakkın sahibine verilmesi iddiası vardır. 
 
Sayfa =79=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 Bu sevilmişlik ve seçilmişliği reddetmek ise, ayet ve hadislere terstir. Bunun mânâsının da iti- kadımızda ne olduğu herkesçe malumdur. 
 

 
Tüm bunları reddeden mantık, kendi uydurduğu hadislerle Hz. Ebubekir’i üstün göstermeye çalışmakta hatta onun Resülullah (sav.) tarafından halife tayin edildiğini dahi iddia edebilmektedir. 
 

 
Esas, bu, zorla geliştirilen düşünce gerçeğe terstir. 
 

 
Kimse Hz. Ali’nin, Hz. Ebubekir’den, Hz. Ömer’den veya Hz. Osman’dan üstünlüğünü tartışmaya açmamaktadır. 
 

 
Ancak ortada Hz. Ali hakkında Gadir-i Hum günü ilan edilen bir “halifelik ve vasîlik” varken, kimse tutup da Resülullah’ın bunun hilafına hareket ederek başka bir zamanda Hz. Ebubekir’i işaret ettiğini söyleyemez. 
 

 
Bu, Hz. Peygamberi töhmet altına sokmaktır ki, bunun vebalinin ödenmesine imkân yoktur. 
 
Sayfa =80=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 GADİR HADİSİNİ NAKLEDEN EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARI 
 

 
Gadir hadisini nakleden Ehl-i Sünnet kaynakları şunlardır: 
 

 
1-el-Asâru’l-Bakıye, Ebu Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Birunî
 
(ö. h.440). Müslümanların Gadir gününü bayram olarak bildiklerini 
 
zikretmiştir. 
 
2-el-İbâne, Hafız Ebu Abdullah b. Batta el Hanbelî
 
(Ö. h.387). 
 

 
3-el-Ehbasu’l-Musedde, Ziyauddin Salih b. Mehdi el-Mukbilî (ö. h. 1 108). Gadir hadisini mütevatir ve kesin bir hadis olarak zikretmiştir. 
 

 
4-Ahbârü’d-Düvel ve Asârü’l-Üvel, İbn-i Senan el-Kirmanî (6. h. 1019). 5 İzâletu’l-Hulefâ, Abdulaziz ebu Veliyullah Ahmed b. Abdurrahim Ömer ed-Dehlevî (. h.ll76). Gadir hadisini iki yolla Zeyd b. Erkam’ dan nakletmiştir. 
 

 
6-Esbâb-ı Nüzül, Ebu Hasan “Vahidi en-Nişaburî (ö. h.468). Tebliğ ayetinin Gadir günü Hz. Ali hakkında “nâzil olduğunu vurgular. 
 
Sayfa =81=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 7-elİstiab, Hafız Yusuf b. Abdulbirr(ö.6 h. 463). Gadir hadisini bir kaç yolla nakletmiştir İmam Ali’ nin şüra günündeki yaptığı konuşmalarını yazmış, Gadir hadisini sabit ve kesin bir hadis olarak zikretmiştir. 
 

 
8-İbtâlu’l-Bâtıl, Ebu’l-Hayr Fadlullah b. Rüzbehan eş-Şirazî. 9. yüzyıl âlimlerindendir. Gadir hadisini sahih bir hadis olarak zikretrniştir. 
 

 
9-el-Erbain-i Tival, İbn-i Asakir 
 
(ö. h.57l). Gadir hadisini zikretmiştir. 
 

 
10-Usdu’ l-Ğâbe, Hafız ebu Hasan b. Esir el Cizerî (6. h. 630). Gadir hadisini pek çok senetle rivayet etmiş, İmam Ali’ nin Rahbe ve Ruk ban’ daki konuşmalarına yer vermiştir. 
 

 
11-İs’afu’l-Rağibîn, Ebu İrfan Muhammed b. Ali es-Sebban eş-Şafıî (ö. h.1206). Gadir hadisinin 30 sahabeden naklolunduğunu ve hadisin bir çok senedinin sahih ve hasen olduğunu söyleyip nakletmiştir. 
 

 
12-Esne’l-Metalib fi Menakıb-i Ali b. Ebu Tâlib, Ebu’l-Hayr Şemsuddin Muhammed (ö. h.833). Bu zat, Gadir hadisini 80 yolla naklederek mütevatirliğini kanıtlamış Ve Hz. Fâtıma’nın bu konudaki delilini nakledip İmam Ali’nin Rahbe’deki konuşmasını zikrederek bu hadisin pek çok yoldan mütevatir bir şekilde Peygamber ve İmam Ali’den naklolunduğunu ispat etmiş, bu hadisi kabul etmeyenlerin mutaassıp ve cahil olduklarını vurgulamıştır. 
 
Sayfa =82=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


13-Esne’l-Metalib fi Ahadis-i Muhtelifeti’lMeratib, Şeyh Muhammed el-Hut (ö. h.1276). Gadir hadisini zikretmiş ve pek çok sünen ve gayri sünen sahiplerinin onu sahih bildiklerini söylemiştir. 
 
14-el-İsabe fı Temyizi’s-Sahabe, İbn-i Hacer el-Askalanî (ö. h.852). İmam Ali’nin Rahbe’deki konuşmasını ve Rukban hadisini ve Gadir hadisini pek çok yoldan rivayet etmiştir. 46 
 
15-Usulü’l-İman, Mevlevi Muhammed Salim 
 
el-Buharî ed-Dehlevî. 3. yüzyıl âlimlerindendir. Gadir hadisini Berae b. Ahzib ve Zeyd b. Erkamîdan nakletmiştir. 
 
16-el-Emali, Ebu Abdullah el-Hüseyin b. İsmali el-Mehamilî (Ö. h.330). Gadir hadisini ve Gadir’de tebliğ ayetinin nâzil olduğunu ve Rahbe’deki konuşmaları sahih senetleriyle birlikte nakletmiştir. 
 
17-el-İmame ve’s-Siyase, 5.93, Ebu Muhammed b. Kuteybe ed-Dineverî (ö. h.276). ' 
18-el-Eğanî, c.8, 5.156, Ebu Ferec Ali b. Hüseyin el-İsfehanî (ö. h.356). 
 
19-el-İktifa ü Fazl’il Erbeatu’l-Hulefa, İbrahim b. Abdullah Vessabi el-Yemenî. 7. veya 8. yüzyıl âlimlerindendir. Gadir hadisini pek çok YoIla rivayet etmiştir 
 
46 el-isabe, c.1, s.304,305,372,567 ve c.2, s.252. 
 
 
Sayfa =83=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

20-Elif ba, İbn-i Şeyh ile meşhur olan Ebu Haccac Yusuf b. Muhammed el-Belvi (ö. h. 605) 

Gadir hadisini ve İmam Ali’ ye ait olan bazı şiirleri nakletmiştir. 

21-Ensabu’l-Eşraf, Hafız Ahmed b. Yahya el. Belazurî (ö. h.27 6). Gadir hadisini nakletmiştir. 

22-el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hafız ibn-i Kesir ed-Dimaşkî (ö. h. 774). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş, Rahbe ve Tehnie hadislerini zikretmiştir. '47' 

23-Bediu’l-Meani, Kadı Necmuddin Muhammed b. Abdullah el-Ezraî (ö. h.876). Tehnie ve Gadir hadisini nakletmiş ve onun sahih olduğunu vurgulamıştır. '48' 

24-el Beyan ve’t-Ta’rif, İbn-i Hamza-i Harranî ile tanınan Kemaluddin İbrahim b. Muhammed (ö. h. 1120). Gadir hadisini ve onun mütevatir olduğunu nakletmiştir. '49' 

25-Tarih-i Aı-i Muhammed (s.a.a.), Kadı Muhammed Beh1ü1 Behcet Efendi eşŞaiiî. Birkaç yoldan Gadir hadisini rivayet etmiştir. 50 

2-6Tarih-i Buharî, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Ismail-i Buharî (ö. h.256). Gadir ha-
__________________________
47 el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.2, 3.348, c.5, 5.208, 214, c.7, 5.246. 
48 Bediu’l-Meani, 5.75. 
49 el Beyan ve’t-Ta’rif, 5.136, 230. 
50 Tarih-i Al-i Muhammed, 3.67, 68. 
 
Sayfa =84=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


20-Elif ba, İbn-i Şeyh ile meşhur olan Ebu Haccac Yusuf b. Muhammed el-Belvi (ö. h. 605) 

Gadir hadisini ve İmam Ali’ ye ait olan bazı şiirleri nakletmiştir. 

21-Ensabu’l-Eşraf, Hafız Ahmed b. Yahya el. Belazurî (ö. h.27 6). Gadir hadisini nakletmiştir. 

22-el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hafız ibn-i Kesir ed-Dimaşkî (ö. h. 774). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş, Rahbe ve Tehnie hadislerini zikretmiştir. '47' 

23-Bediu’l-Meani, Kadı Necmuddin Muhammed b. Abdullah el-Ezraî (ö. h.876). Tehnie ve Gadir hadisini nakletmiş ve onun sahih olduğunu vurgulamıştır. '48' 

24-el Beyan ve’t-Ta’rif, İbn-i Hamza-i Harranî ile tanınan Kemaluddin İbrahim b. Muhammed (ö. h. 1120). Gadir hadisini ve onun mütevatir olduğunu nakletmiştir. '49' 

25-Tarih-i Aı-i Muhammed (s.a.a.), Kadı Muhammed Beh1ü1 Behcet Efendi eşŞaiiî. Birkaç yoldan Gadir hadisini rivayet etmiştir. 50 

2-6Tarih-i Buharî, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Ismail-i Buharî (ö. h.256). Gadir ha-
__________________________
47 el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.2, 3.348, c.5, 5.208, 214, c.7, 5.246. 
48 Bediu’l-Meani, 5.75. 
49 el Beyan ve’t-Ta’rif, 5.136, 230. 
50 Tarih-i Al-i Muhammed, 3.67, 68. 

disini nakletmiştir.. 51 

27-Tarih-i Bağdad, Hafız Ebu Bekir Hatib elBağdadî (ö. h.463).. Gadir hadisini, Rahbe konuşmasını, Savmu’l'-Gadirhadisini ve İkmal ayetinin Gadir’de nâzil oldUğunu sahih sened ve güvenilir râvîlerie zikretmiştir. "52" 

28-Tarihi-i Hulefa, Hafız Celaluddin Abdm'rahman es-Suyutî (ö. h.9i1). Gadir hadisini ve Rahbe’deki konuşmayı birçok yolla. nakletmiştir. 53 

29-Tarıh-'i Dimaşk, Hafız İbn-i Asakir (ö. h.571). Bu konuda birçok hadis yazmış, Emirü’l Mü’minin Hz. Ali (as)’ın Cemel’deki konuşmasını almıştır. 54 Tebliğ ve İkmal ayetlerinin Gadir-i Hum’da Ali b Ebu Tâlib (a.s) hakkında indiğini 
belirtmiştir. '55' 

30-Tarih-i Mısr, İbn-i Zuvlak Hasen b. İbrahim el-Mısrî (ö. h.3 87). Makrizî’nin naklettiği gibi Gadir hadisini nakletmiştir. '56' 

31-Tuhfetu’l-Eşraf bi-Marifeti’l-Etraf, Hafız Ebu’l-Haccae-i Mizzi Yusuf b. Abdurrahman (ö. h.7 42). Gadir hadisini Tirmizî, Nesâî ve İbn-i 
____________________________
51-Tarih-i Buharî, c.1, 5.375. 
52 Tarih-i Bağdad, (5.7, 5.377; c.8, 3.290; c.14, 5.236. 53 Tarih-i Hulefa, s.65,114. ' 
54 Tarih-i Dimaşk, c.7, 3.83. 
55 Aynı şekilde Dürrü’l-Mensur, c.2, 5.298 ve Fethu’l-Karib, C-Z. s.57'de yazılmıştır. 
56 Hutatu'l-Makri-ziyye, c.2, 3.222.  
 
 
Sayfa =85=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
 Mâce’den nakletmiştir. 
 

 
32-Tezkiretü’l-Huffaz, Hafız Şemsuddin ez- Zehebî (ö. h.748). Taberî’nin Gadir’le ilgili olan te’lifleri hakkında şöyle yazıyor: “Ben, onun bir çok yolla Gadir hadisini naklettiğini görünce çok şaşırdım.” Hakim’in hayatı bölümünde ise şöyle yazıyor: “Onun Gadir hadisiyle ilgili olan pek güzel senetlerini el-Musannaf ’ta yazdık.” San’anî de, “er-Ravzatu’n-Nediyye fi Şerhi’t-Tuhfeti’l Aleviyye”de aynısını yazmıştır. '57' 
 

 
33-Tezkiretü’l-Havassi’l-Ümmet, Ebu Muzaffer Yusuf b. Abdullah Sıbt b. El-Cevzî (ö. h.654). Gadir hadisini, Cemel ve Rahbe’deki delilleri ve Asbeğ’in delillerini nakletmiş, Savmu’l Gadir ve Tehnie hadislerini ve Gadir olayı ile ilgili olan İkmal ve “seele sailun’ ayetlerinin, Hz. Ali (as.) hakkında indiğini ve Gadir hadisinin sahih bir hadis olduğunu vurgulamıştır. '58' 
 

 
34-Tasnifu’l-Azan, Hafız Nasıru’s-Sümıe Şehabuddin Ahmed b. Muhammed b. Sıdık el-Harezmî, (14. yüzyıl âlimlerindendir). Gadir hadisini, birçok hafızlardan senedleriyle beraber 54 sahabiden rivayet etmiş ve bu hadisin tevatür ile Resülullah’tan (s.a.a.) rivayet olduğunu söylemiştir. 
 

 
35-Ta’likatu’l-Eğani, üstad Ahmet Zeki el
 
__________________________
57 et-Tezkire, c.3, 5.231. 
58 Tezkiretü'l-Havasi'l-Ümmet, s.17-20,24,48. 
 
Sayfa =86=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
Mısrî  (14.yüz yılın alimlerindendir).Gadir hadisini nakletmiştir.'59'
 

 
36-Tefsir-i Alusî Ruhu’ l-Meani, Seyyid Şebu uddin b. Abdullah elAlusi el-Bağdadî (Ö h 1270) Gadir hadisini Ve Tebliğ ayetinin Emir'ül-Müminin (a.s.)hakkında nâzil olduğunu yazmıştır"60" 
 

 
37-Tefsir-i ibn1 Kesir, Imamuddin İsmail b. Ömer b. Kesir edDimaşkî (Ö. h. 774). Gadir hadisini ve İkmal ayetinin Gadir günü Hz. Ali (a. s) hakkında nâzil olduğunu yazmıştır." 61“ 
 

 
38-Tefsir-i ibn-i Merdeviye, Hafız Ahmed b. Merdeviye el-Isfehanî 
 
(Ö. h.416). Tehnie hadisini nakletmiştir. 
 

 
39Tefsir-i Ebu’s-Suud, Mevla Muhammed Ebu’s-Suud el-İmadi (Ö. h.982). Gadir hadisini zikretmiş ve “seele sailun” ayetinin Gadir hakkında nâzil olduğunu söylemiştir. 62 
 

 
40Tefsir-i Şerbinî F ethu’s-Siracu’l-Munir, Şemsuddin Muhammed eş-Şerbini el-Kahirî (Ö. h.977). “Seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili olarak nâzil olduğunu yazmıştır. 63 
 

 
41-Tefsir-i Şevkanî-Fethu’l-Kadir, Kadı Mu-
 
_______________________________
59 Ta’likatu’l-Eğani, c.7, 5.363.
60 Ruhu’l-Meani, c.2, 5.348-350.
61 Tefsir-i İbn-i Kesir, c.2, 5.14.
62 Tefsir-i Ebu’s-Suud, c.8, 3.292.
63 Siracu’l-Munir, c.4, 5.364. 
 
 
Sayfa =87=
===============================================
 
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

hammed b. Ali eş-Şevkanî es-San’anî (6. h. 1250). Tebliğ ayetinin Gadir vakıasıyla ilgili ve İmam Ali (a.s) hakkında nâzil olduğunu yazıyor. '64' 

42-Tefsir-i Taberî, Hafız Muhammed b. Cerir et-Taberî (Ö. h.310). Gadir ve Tehnie hadislerini yazmıştır.*65*

43-Tefsir-i İzzuddin er-Res’anî, Hafız Ebu Muhammed Abdurrezzak er-Res’anî el-Musilî. Tebliğ ayetinin İmam Ali (a.s) hakkında nâzil olduğunu kaydetmiştir. 

44-Tefsir-i Fahri Râzî-Tefsir-i Kebir, Ebu Abdullah Fahruddin b. Ömer er-Râzî eş-Şaüî (Ö. h.606). Gadir ve Tehnie hadislerini yazmış, Tebliğ ayetinin İmam Ali (a.ş) hakkında nâzil olduğunu açıklamıştır.*66*

45-Tefsir-i Kurtubî, Ebu Yahya b. Sa’dun elEzdi el-Kurtubî (ö. h.567). “Seele sailun” ayetinin Gadir’le İlgili olarak nâzil olduğunu beyan etmiştir. 

46-Tefsir-i el-Minar, Şeyh Muhammed Abduh el-Mısrî (ö. h.1323). Gadir hadisini yazmış, Tebliğ ayetinin Gadir’le ilgili olarak İmam Ali (a.ş.) hakkında nâzil olduğunu söylemiştir.*67* 
_____________________________
64 Fethu’l-Kadir, c.2, 5.57. 
65 Tefsir-i Taberî, c.3, 5.428. 
66 Tefsir-i Razi, c.3, 5.636. 
67 el Menar, c.6, 5.463, 464. 
 
Sayfa =88=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
47-Tefsir-i Nişaburî-Garibu’l-Kur’ân, Nizamuddin Hasan b. Muhammed-i Kummî en-Nişaburî. 8. yüzyılın âlimlerindendir. Gadir hadisini yazmış, Tebliğ ayetinin Gadir vakıasında İmam Ali (a.s.) hakkında nâzil olduğunu açıklamıştır. *68*
 

 
48-Telhisu’l-Mustedrek, Hafız Şemsuddin ezZehebî (ö. h.748). Bu konuyla ilgili Özel bir kitap yazmış, Telhis’te de birçok yolla Gadir hadisini zikretmiş ve bazı senetlerin de sahih olduğunu vurgulamıştır. *69* 
 

 
49*et-Temhid, Kadı Muhammed Ebu Bekir el-Baklanî (ö. h.403). Muvalat ve Tehnie hadislerini yazmıştır.*70* 
 

 
50*et-Temhid fı Beyani’t-Tevhid, Ebu Şekur Muhammed b, Abdussaid el-Keşşi es-Salimî. Gadir hadisiyle ilgili bir makaleye yer vermiştir. 
 

 
51*et-Tenbih ve’l-İşarât, Ali b. Hüseyn el Mes>udî (ö. h.346). Gadir hadisini nakletmiş ve Gadir gününün bayram olduğu hakkında bir yazısı vardır. *71* 
 

 
52-Tehzibu’l-Asâr, Hafız Muhammed b.. Cerir et-Taberî (ö. h.310). İmam Ali (as)’ın Gadir hadisi hakkında Rahbe’deki gösterdiği delili yazmıştır. 
 
*************************
68 Ğeraibu’l-Kur'ân, c.6, 3.170, 194.
69 Telhisu’l-Mustedrek, c.3, 5.533.
70 et-Temhid, s.169,171,227. 
71 et-Tenbih ve’l-İşarât, 3.221. 
 
 
Sayfa =89=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


53Tehzibu’l-Esma ve’l-Lügat, Hafız Muhyiddin en-Nevevî ed-Dirnaşkî (ö. h.676). Gadir hadisini nakletmiş ve Tirmizî’nin o hadisi hasen olarak yazdığını kaydetmiştir. 

54Tehzibu’t-Tehzib, Hafız ibn-i Hacer elAskalanî (ö. h.852). Gadir hadisini naklederken, “Bu hadis birçok yolla rivayet olmuş ve sahih bir hadistir” diye yazmıştır.*72* 

55-Tehzibu’l-Kemal fı Esmai’r-Rical, Hafız Ebu Haccac el-Mizzî (ö. h.742). Gadir hadisini Ebu Hureyre, Berra b. Azib, Cabir el-Ensarî ve Zeyd b. Erkam’dan nakletmiştir. 

56-Tevzihu’d-Delail, Şehabuddin Ahmed. Gadir günüyle ilgili olan Tetvic hadisini yazmış ve İkmal ayetinin Gadir vakıasında nâzil olduğunu açıklamıştır. 

57-Teysîru’l-Vüsül ila Camiu’l-Usul, Hafız Abdurrahman b. Rabiy (ö. h.866). Gadir hadisine 
yer verıniştir.*73* 

58-Simaru’l-Kulub, Ebu Mensur-i Sa’labî enNişaburî, (ö. h.429). Gadir hadisine yer vermiş ve Gadir gecesinin ümmetin arasında ziyafet gecesi olduğunu vurgulamıştır.*74* 

59*Camiu’l-Usul ü Ahadisi’r-Resül, Ebu’s
*************************
72 Tehzibu’t-Tehzib, c.1, 5.391, c.7, s.327,337
73 Teysîru’l-Vüsül, c.3, 5.271. 
74 Simaru’l-Kulub, 3.511. 
 
 
Sayfa =90=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 Seadat Mübarek b. Esir eş-Şeybanî el-Cizerî (ö. h.606). Gadir hadisini Tirmizî’den rivayet ederek naklediyor. 

60-el-Camiu’s-Sağir, Celaluddin-i Suyutî,(ö. h.9l l). Birçok yolla Gadir hadisini nakletmiştir. *75* 

61el-Cem’u Beyne Sihahi’s-Sitte, Ebu Hasan Rezin-i Abderi el-Endulusî (ö. h.535). Gadir hadisini Sureyha ve Zeyd b. Erkam’dan rivayet etmiştir. 

62-Cem’u’l-Cevami, Celaluddin-i Suyutî. Gadir hadisini, Hz. Ali’nin Rahbe’deki konuşmalarını ve Tehnie hadisini birkaç yolla nakletmiştir. 

63-Cevahiru’l-Akdeyn, Nuruddin Ali el-Hasanî esS-emhudî, (6. h. 911). Gadir hadisini birçok sahabiden rivayet etmiş ve “seele sailun” ayetinin Gadir’ le ilgili olduğunu açıklayıp Ömer b. Abdulaziz’ ın bu konudaki deliline yer vermiştir. 

64-Habibu’s-Siyer, Giyasuddin Handemir (ö. h.942). Hangi mezhepten olduğu belli değildir. Tehnie hadisini zikretmiştir. *76* 

65-Hadisu’l-Gadir, Şeyh Mensur, er-Ra-zi. Gadir hadisini rivayet edenlerin isimlerini, alfabe harfleri sırasına göre yazmıştır. 

66-Hadisu’l-Velayet, Hafız Ebu Abbas ibn-i dee (6. h.333). Gadir hadisini 105 yolla nakletmiştir. 

*************************
75 el-Camiu's-Sağir, c.2, 5.555. 
76 Habibu's-Siyer, c.2, 5.144. 
 
 
Sayfa =91=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
73-Dürerü’s-Simtayn fı Menakıbi’s-Sibtayn, Cemaluddin Muhammed ez-Zerendi, (ö. h.750). 
77 el-Hüseyin (as,), c.12, 5.132. 
78 Hilyetu'l-Evliya, c.4, 523-365, c.5, 526-364. 
79 el-Hasais, 5.3-4-7-15-19. 
80 Hutatu'l-Maln'izî, c.2, 8.222. 
 
 
Sayfa =92=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 Tehnie hadisini yazmış ve “seele sailun” ayetinin Gadir olayında nâzil olduğunu açıklamıştır. 

74-ed-Dürerü’l-Aval bi Hall-i Elfaz-i Bidei’lMeal, Muhammed b. Muhammed-i Mısrî. Hz. Ali’nin hayat ve faziletlerini zikrettiği bölümde Gadir hadisini nakletmiştir. 

75-Duatu’l-Hudat, Hafız Ebu’l-Kasım Ubeydullah b. Abdullah ibn-i Haddad el-Haskanî (H. 490’dan sonra vefat etmiştir). Gadir hadisi hakkında özel bir kitap yazmış ve “seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili nâzil olduğunu söylemiştir. 

76-Zehariu’l-Ukba, Hafız Muhibbuddin Ahmed et-Taberî (ö. h.694). Birkaç yolla Gadir, Tehnie ve Rahbe hadislerini nakletmiştir. 81 

77-Zehiretu’l-A’mal, Şehabuddin Ahmed b. Abdulkadir eş-Şaüî (12. yüzyılın âlimlerinden). Gadir hadisini zikredip bu hadisin sahih ve birçok senedinin olduğunu söylemiştir. 

78-Rabiu’l-Ebrar, Ebu’l-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer ez-Zemahşeri (Ö. h.538). 41. bölümde şöyle yazıyor: “Gadir gecesi, Ehl-i Beyt’in yanında çok değerli bir gecedir.” Sonra şöyle devam ediyor: “0 gece Resülullah (s.a.a.) Gadir-i Hum’da bir hutbe okuyup şöyle buyurdu; Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.” 

79er-Radd-u Ala’l-Harkusiyye, Hafız Ebu 
**************************
81 Zehairu’l-Ukba, 5.67-87. 
 
 Sayfa =93=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


Ca’fer Muhammed b. Ceriri’t-Taberî (ö. h.310)Gadir hadisini 75 yolla nakletmiştir. 

80-Ravzatu’s-Safâ, İbn-i Havendişah (ö, h.903). Gadir ve Tehnie hadislerini zikretmiştir. 82 

81-Revzatu’n-Nazırîn, Ziyauddin Ebu Muhammed-i Vetri eş-Şaüî 
(Ö. h.980). Velayet hadisinin sahih ve kesin bir hadis olduğunu vurgulamıştır. 

82Revzatu’n-Nediyye, Seyyid Muhammed b. İsmail b. Salahuddin-i Yemanî (ö. h.1182). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş, Tehnie hadisini getirmiş Ve “seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili olarak nâzil olduğunu açıklamıştır, Gadir hadisinin mütevatir olduğuna dair de bir makalesi vardır. 

83-Riyazu’s-Salihîn, Hafız Muhyiddin Yahya Ebu Zekeriyya en-Nevevî (ö. h.676). Gadir hadisini nakletmiştir. 83 

84-Riyazu’n-Nazire, Hafız Muhibbuddin Ahmed b. Abdullah et-Taberî (ö. h.694). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş, Tehnie, Tetvic, Rukban ve Rahbe hadislerine de yer vermiştir. 84 

85-Zevaidu’l-Müsned, Hafız Abdullah b. Ahmed b. Hanbel (ö. h.290). Gadir hadisini naklet-

*************************
82 Ravzatu'sSafâ, c.], s. 173. 
83 Riyazu’s-Salihîn, 5.152. '
84 Riyazu’ n-Nazire, c. 2, s. 169, 170, 179, 203. 
 
 Sayfa =94=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
miş ve “seele sailun” ayetinin Gadir vakıasıyla ilgili nâzil olduğunu beyan etmiştir. 
 

 
86-Zeynu’l-F eta ü Şerh-i He’l-Eta, Ebu Muhammed Ahmed el-Asim (5 . yüzyılın âlimlerindendir). Birçok yolla Gadir hadisini naklettikten sonra, “Ümmet bu hadisi kabul etmiş ve kurallara da uygundur” demiştir. Rahbe, Tehnie ve Gadir gününde oruç tutmakla ilgili hadisleri de nakletmiştir. 
 

 
87-Sırru’l-Alemîn, Hüccetu’l-İslam ismiyle meşhur olan Hafız Ebu Hamid Muhammed elGazalî (ö. h.505). Gadir ve Tehnie hadislerini 
 
naklettikten sonra şöyle yazıyor: “Ehl-i Sünnet âlimleri, Gadir hadisinin Resülullah’ın (s.a.a) hutbesinden olduğu üzerinde icma etmişlerdir.” 85 
 

 
88-Serekatu’ş-Şi’r, Hafız Abdullah-i Merzbanî el-Bağdadî (Ö. h.3 84). 
 

 
89-Selvetu’l-Arifîn, Hüseyin b. İsmail el-Curcanî). “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” hadisinin tefsirinde Resülullah’tan bir hadisi naklediyor. 
 

 
90-Simtu’l-Mecid, Seyyid Ahmed el-Kaşşaşî (Ö. h. 1071). Tetvic hadisine değinmiştir. 
 

 
91-es-Sünne, Ahmed b. Amr ibn-i Ebi Asim (Ö. h.287). Gadir hadisini birkaç yolla nakletmiş Ve Rahbe hadisine de yer vermiştir. 
 
*************************
 
85 Sırru'l-Alemîn, 5.9. 
 
 
 Sayfa =95=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


92-es-Sünen, Gadir hadisini, Hz. Ali ve Ebu Sa’d b. Ebu Vakkas’dan nakletmiştir. 

93-es-Sünen, Hafız Osman b. Muhammed b. Ebu Şeybe el-Küfî 
(ö. h.239). Gadir hadisini birkaç yolla nakletmiş, Tehnie hadisi ve Gadir’le ilgili olan birçok hadise de yer vermiştir. 

94-es-Sünen, Hafız Muhammed b. Yezid el Kazvinî Ebu Abdullah b. Mace (ö. h.273). Gadir hadisini birçok yoldan nakletmiştir.'86'

95-Sünenü’l-Kübra, Hafız Abdurrahman Ahmed b. Şuayb en-Nesâî (ö. h.3). Gadir hadisini rivayet etmiştir. '87' 

96-Siretu’l-Halebiyye, Nuruddin Ali b. Burhanuddin-i Halebî eş-Şafıî 
(6. h 1044). Gadir hadisini sahih bilmiş ve onu güzel senetlerle rivayet etmiştir.'88' 

97-Şerhu’t-Tecrid, Alauddin Ali b. Muhammed el-Kuşçi (ö. h.879). Gadir hadisini nakletmiş ve mevla kelimesi hakkında açıklama yapmıştır. 

98-Şerhu Divan-i Emirü’l-Mü’minîn (a.s.), Kemaluddin Hüseyn b. Muinuddin-i Yezdi elMeybudi. Gadir hadisini nakletmiştir.'89' 

99-Şerhu’ş-Şifa, Şehabuddin-i Haffaci el-
*************************
86 Sünen-i ibn-l Mace, c.1, s.28-30. 87 el Bldaye ve'n-Nihaye, C.S. 5.209. 88 Siretu'l halebtyye, (23. 8301802. 
89 Şerhu Divan-l Emirü'l-Mü'minîn (a.s.), s.415.  
 
 Sayfa =96=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 
 
Mısrî (6. h. 1069). Gadir hadisini nakletmiştir.'90" 
 

 
100-Şerh-i Sahih-i Müslim, Ebu Abdullah Muhamed b. Halife el-Veştanî (ö. h.827). Hz. Ali’nin, Cemel’de Talha’ya karşı gösterdiği delili nakletmiştir.'91'
 

 
101-Şerh-i Sahih-i Müslim, Ebu Abdullah Muhammed-i Senusî (ö. h.892). Hz. Ali’nin Cemel’deki delilini nakletmiştir.'92' 
 

 
102-Şerhu’l-Mekâsid, Sa’duddin Mes’ud b. Ömer et-Taftazanî eş-Şafîî (ö. h.791). Gadir hadisini sahih bir hadis kabul etmiş ve mevla kelimesi üzerinde açıklamada bulunmuştur.'93'. 
 

 
103-Şerh-i Mevâkıf, Seyyid Şerif el-Curcanî el-Hüseynî el-Hanefî (ö. h.618). Gadir hadisini kesin bir hadis olarak kabul etmiş ve mevla kelimesi üzerinde açıklama yapmıştır.'94' 
 

 
104-Şerhu’l-Mevâhibu’d-Deniyye, Ebu Abdullah Muhammed-i Zerkanî el-Mısri, 6. h. 1122), Gadir, Tehnie ve Rahbe hadislerini nakletrniş ve Gadir hadisinin sahih ve mütevatir bir hadis olduğunu vurgulamıştır.'95'
 

 
105-Şerh-i Nehcu’l-Belağa, İzzuddin Abdulhamid el Medâînî,
 

 
*************************
90 Şerhu'ş-Şifa, c.3, 5.456. 
91 Şerh-i Sahih-i Müslim, c.6, 5.236. 92 Şerh-i Sahih-i Müslim, c.6, 5.236. 93 Şerhu’l-Mekâsid, 5.288. 
94 Şerh-i Mevâ-kıf, c.3, s.271. 
95 Şerh-i Mevâhib. c.s, 5.10, c.7, s.13. 
 
 Sayfa =97=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
hamid el-Medâinî, İbn-i Ebi’l-Hadid el-Mutezilî (ö. h.655). Gadir hadisini naklettiği yerde şöyle diyor: “Bu, Emirü’l-Mü’minîn Ali’nin çok meşhur olan faziletlerindendir.”'96'İbn-i Ebi’l-Hadid, daha sonra Hz. Ali’nin şüradaki delilinin bir çok yoldan naklolunduğunu, Rukban '97' ve Rahbe hadislerini '98', bir gencin Ebu Hureyre ile ihticacda bulunduğunu'99' sonra da Ammar’ın Sıffin gününde Gadir hadisiyle istidlal ettiğini'100' ve İsbatu’d Da’vet hadisini'101'naklediyor. 
 

 
106-Şerh-i Haşimiyyat-i Kumeyt, bu asrın âlimlerinden üstad Mahmud er-Rafiî. Gadir hadisini nakletmiştir.'102'
 

 
107-Şerh-i Hemziyyeti’l-Busiri, Hafız Şehabuddin Ahmed b. Muhammed b. Ali ibn-ı Hacer el-Heytemî (ö. h.974). Gadir hadisini otuz sahabiden nakledip bu hadisin sahih olduğunu vurgulamıştır.'103' 
 

 
108-Şerefü' l-Mustafa, Hafız Abdülmelik Ebu Sa’d el-Harkuşî 
 
(6. h. 407). Tehnie hadisini iki
 

 
********************
96 Şerh-i Nehcü’l-Belağa, c.2, 5.273-449. 
97 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c.2, 5.61. 
98 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c.1, 3.289. 
99 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c.1, 5.209-361. 
100 Şerh-i N ehcü'l-Belağa, c.1, 3.360) 
101 Şerh-i Nehcü’l-Belağa, c.2, 5.361; c.4, s. 
102 Şerh-i Haşimiyyat, 5.81. 
103 Şerh-i Hemeziyye, 5.221. 98 
 
 
 Sayfa =98=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
yoldan nakletmiş ve Resulullah’ın (s.a.a.) şu sözüne de yer vermiştir: “Beni tebrik edin. Zira Allah, peygamberliği Bana verdi ve imametliği de Ehl-i Beyt’ime nasip etti.” 
 

 
109-Şerefu’l-Muebbed li Al-i Muhammed, Şeyh Yusuf en-Nebhanî (bu asrın âlimlerinden), '104' 
 

 
110-eş-Şifa, Hafız Kadı Ayaz es-Sibti (ö. h.544). Gadir hadisini nakletmiştir.. 
 

 
111-Şemsu’l-Ahbar, Şeyh Ali b. Hamid el Kureyşî (ö. h.621). Gadir hadisini ve onunla ilgili başka bir hadisi de nakletmiştir. 
 

 
112-Şevahidu’t-Tenzil, Hafız Ebu Abdullah b. Abdullah ibn-i Haddad el-Haskanî (h. 490’dan sonra vefat etmiştir). Tebliğ ayetinin Hz. Ali hakkında, ikmal ayetinin ise Gadir olayında nâzil olduğunu yazmıştır. 
 

 
113-es-Sahih, Hafız Ebu Hatem Muhammed 
 

 
b. Habban el-Bestî (Ö. h.354). Gadir hadisini ve Tebliğ ayetinin Hz. Ali hakkında nâzil olduğunu nakletmiştir.'105' 
 

 
114-es-Sahih, Hafız Muhammed b. İsa et-Tirmizî (ö. h.279). Gadir hadisini birkaç yolla nakletmiş ve bu hadisin sahih olduğunu vurgulamıştır.'106' 
 

 
******************
104-Şerefu'l-Muebbed, 5.113. 
105 Nüzulu'l-Ebrar, 3.20; Riyazu'n-Nezire, c.2, 5.169. 
106 Sahih-i Tirmizî, c.2, 3.298. 
 
 Sayfa =99=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

115-Sıratu's-Seviy fi Menakıb i Ali’n Nebiy, Mahmudu’ş-Şeyhani el Kadiri el-Medenî. ('Gadir, Tehnie ve Tervic hadislerini ve “şeele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili nazil olduğunu yazmıştır. Bir çok sahih hadislerin var olduğunu ama Buhari ve Müslim’in onları nakletmediğini de sözlerine eklemiştir.

116-Safvatu’s-Safve, Ebu’l-Perce Abdurrahman ibn-i Cevzî,
(6. 11.597). Zazan’ın lafzıyla Rahbe hadisini nakletmiştir.

117-Sıffin, İbn-i Dizil ile meşhur olan Hafız Ebu İshak İbrahim b. Hüseyin el-Kasai (ö. h.281). Rukban hadisini ve “seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili nâzil olduğunu nakletmiştir.

118-Sıffin, Nasr b. Mezahim el-Küfî. Ammar b. Yasir’in, Sıffin’de Amr b. As’a karşı Gadir hadisiyle delil sunduğunu ve onu Habbe b. Cuveyn’den rivayet ettiğini yazmıştır. '107 '

119-Salatu’l-Fahire bi’l-Ahadisi’l-Mütevatir, Hamid b. Ali el İmadî, Şam müftüsü (6.h. 1 171). Gadir hadisini birkaç yolla nakletmiş ve onun mütevatir olduğunu vurgulamıştır.'108'

120-Savâiku’l-Muhrika, Hafız Şehabuddin Ahmed b. Muhammed b. Ali b. Hacer el-Heytemî
(ö. h.974). Gadir hadisini nakletmiş ve onun

***********************
107 Usdu’l-Ğa-be, c.],
5.367.
108
Salatu'l-Fahire, 5.49. 

 
 Sayfa =100=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
 sahih olduğunu ve birçok senetle nakledildiğini vurgulamıştır.'109' 
 

 
121-Tabakatu’l-Huffaz, Hafız Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî (ö. h.748). Muhammed b. Cerir-i Taberî’nin hayatı bölümünde şöyle yazıyor: İbn-i Davud, Gadir hadisi ve onun sahih olduğu hakkında konuşmuş ve sonra şöyle demiştir: “Ben, İbn-i Cerir’in bu hadisin senetleri hakkında bir kitap yazdığını gördüm ve hadisin pek çok senetle rivayet edildiğinden dolayı da çok şaşırdım.”'110' 
 

 
122-Tavaliu’l-Envar, Kadı Nasiruddin Abdullah Ömer Ebu’l-Hayrel Beyzavî (ö. h.685). Gadir hadisini sahih bir hadis bilmiştir. 
 

 
123-el-Urvetu’l-Vuska, Alauddin Ahmed es Simnani (ö. h.736). Gadir hadisini naklettikten sonra, “Bu hadis, muttafıkunaleyh-üzerinde ittifak edilmiş bir hadistir” demiştir. 
 

 
124-el-İkdu’l-Ferid, Ebu Ömer Ahmed b. Abdurabbih el-Kurtubî (ö. h.328). Gadir hadisini ve halife Me’mun’un onunla kırk fakihe delil gösterdiğini nakletmiştir.'111' 
 

 
125-Akdu’n-Nebevî, Şeyh b. Abdullah el-İdrusu’l-Hüseynî el-Yemenî (6. h. 1041). 
 
***********************
109 Savâik, s.25-26. 
110 Tabakatu'l-Huffaz, c.2, s.254.
111 İkdu'l-Ferid, c.2, s.275; c.3, s.42. 
 
 Sayfa =101=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 


 
 nuyla ilgili diğer hadisler de zikretmiştir.'115'
 

 
132-Faslu’l-Hitab, Muhammed el-Hafizi el Buharî Hace Parsa 
 
(ö, h.822). Gadir hadisini Ömer b. Hattab’dan ve İsabetu’d-Da’ve hadisini de Zazan’dan rivayet etmiştir. 
 

 
133-el-Fusulu’l-Muhimme, Nuruddin Ali b.Muhammed-i Mekkî el Maliki ibn-i Sabbağ (ö. h.855). Gadir, Tehnie ve Tetvic hadislerini, Tebliğ ayetinin Gadir-i Hum’da Hz. Ali hakkında nâzil olduğunu ve “seele sailun” ayetinin de Gadir’le ilgili olan bir olayda indiğini zikretmiştir.'116' 
 

 
134-Fezâilu’s-Sahabe, Hafız Ebu Sa’d Abdulkerim es-Sem’anî (ö. h.562). Gadir hadisini Ömer b. Hattab ve Berra b. Azib’den nakletmiş ve 
 
Tehnie hadisine de yer vermiştir. 
 

 
135-Fezâilu’s-Sahabe, Hafız Ahmed b. Abdullah Ebu Naim el-Isfehanî
 
(ö. h.43 0). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiştir. 
 

 
136-el-FeVâid, Hafız İsmail b. Abdullah b. Mes’ud -Semmuye
 
(ö. h.267). Gadir hadisini nakletmiştir.'117'
 

 
137-el-Fevâid, Hafız Muhammed b. Abdullah eş-Şaüî el-Bezzaz (ö. h.3 54). Zeyd b. Erkam’dan Gadir’le ilgili bir kaç hadis nakletmiştir. 
 

 
******************
115 Feraidu’s-Simtayn, bab: 9-10-13-40-58. 
116 Fusulu’l-Muhimme, s.24,27. 
117 Nuzulu'l-Ebrar, s.20.
 
 Sayfa =103=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

138-Feyzu’l-Kadir Şerhu Camiu’s-Sağir, Zeynuddin Abdurrauf el-Haddadî el-Menavî (ö. 11.1031). Konuyla ilgili olan birkaç ayet ve hadis yazmış, Gadir hadisinin sahih ve hasen senetlerle rivayet olduğunu vurgulamış ve hadisin mütevatir olduğunu Suyutî’ye nispet vermiştir.'118'

139-Kurratu’l-Ayn, Abdulaziz Ebu Veliyullah-i Ömer’i ed-Dehlevî 
(ö. h.1176). Gadir ve Tehnie hadislerirıi Berra b. Azib ve Zeyd b. Erkam’dan rivayet etmiştir. 

140-Katfu’l-Ezhar, Hafız Celaluddin es-Suyutî (ö. h.911). Bu kitapta Gadir hadisinin mütevatir senetle rivayet olduğunu İspatlamıştır. 

141-el-Kavlu’l-Fasl, Alevi el-Hidari’l-Haddad. Gadir hadisi hakkında şöyle yazıyor: “İbni dee bu hadisi 105 sahabiden rivayet etmiştir. 
Hafız Ebu Ala el-Attar (Ö. h.569) da bu hadisi 250 yolla rivayet etmiştir.'119'

142-el-Kaşif, Hasan b. Muhammed (ö. h.743). Gadir ve T ehnie, hadislerini nakletmiş ve Gadir hadisinin izahı hakkında yüz söz söylemiştir. 

143-Kifayetu’t-Tâlib, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf-u Gencî eş-Şaüî (ö. h.658). Gadir ve onunla ilgili birkaç hadis zikretmiş ve “Gadir hadisi velayete delalet ediyor, velayet ise hilafettir” demiştir. 
 
_________________________
118 Peyzu'I-Kadir, c.6, 5.218.
119 eI-Kavlu’l-Fasl, c.1. s.445. 
 
 
 Sayfa =104=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

144-Kifayetu’t-Tâlib, Şeyh Muhammed Habibullah-i Şankatî el-Medenî el-Malikî. Gadir hadisini birkaç yolla, Rahbe ve Rukban hadislerini de iki yolla nakletmiştir. 
 
145-el-Kuna ve’l-Esma, Dulabi Ebu Buşr el'-Razi (ö. h.310). Gadir hadisini Zeyd b. Erkanı’dan ve Rabbe delilini ise Ebu Kuddame’den rivayet etmiştir. ”120“ 
 
146-Kenzu’l-Ummal, Muttaki Ali b. Hisamuddin b. Kadı Abdulmelik el-Kureyşî el-Hindî (ö. h.975). Gadir hadisini birçok senetle nakletmenin yanı sıra, Tehnie hadisi ve Hz. Ali’nin Cemel’de Talha’ya karşı ihticaclarını da zikretrniştir. 
 
147-Kenzu’l-Hakayık, Zeynuddin b. Tacu’l Arifin el-Haddadî el-Menavî (ö. h.1301). Gadir hadisini değişik ibaretlerle nakletmiştir. 
 
148-el-Lemeatu ii Şerh-i Mişkat, Abdulhak b. Seyfüddin-i Beharî, 
(ö. h.]502). Gadir hadisini değişik senetlerle nakletmiş, bir çok senetin ise sahih ve hasen olduğunu kaydetmiştir. 
 
149 Ma Nezele Mine’l-Kur’ân-i fı Emirü’l Mü’minin, Hafız Ahmed b. Abdurrahman Ebubekir eş-Şirazî (ö. h.41 l). Tebliğ ayetinin Gadir-i Hum’da Hz. Ali’nin hakkında nâzil olduğunu İbn-i Abbas’tan nakletmiştir. 
 
150-Ma Nezele Min’el-Kur’ân fi Aliyyin, 
 
*************************
120 el-Kuna ve'l-Esma, c.2, s.61-88. 
 
 
 Sayfa =105=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

Hafız Ebu Naim el-İsfehanî, (ö. h.430). Gadir’le ılgili olan ayet ve hadisleri nakledip Hassan’ın Gadir hakkındaki şiirini yazmıştır. 

151-Mecma’u Bihâru’l-Envar, Hafız Cemaluddin Muhammed Tahir el-Hindî -Meliku’l Muhaddisîn
(H. 986’da öldürülmüştür).İbn-i Esir’in Nihaye’de Gadir hakkındaki yazdıklarını nakletmiştir. 

152-Mecmâu’z-Zevâid, Hafız Ali b. Ebu Hasan el-Heysemî (Ö. h.807). Gadir’le ilgili birçok hadis yazmış ve senetlerinin birçoğunu da sahih bilmiştir. 

153Mehasinu’l-Ezhar, Allame Hamid el-Mahallî. Gadir hutbesi ve hadisini ve Sekaleyn hadisini nakletmiştir. 

154-el Muhtare, Hafız Ziyauddin Muhammed b. Abdulvahidi el-Mukaddesi (ö. h.643). Birçok eserden Gadir hadisini nakletmiştir. 

155-Mir’atu’l-Cennat, Ebu Seadat Abdullah b. Es’ad b. Ali el-Yafiî eş-Şafiî (ö. h.768). Gadir hadisini kesin bir hadis bilmiş ve onu Hz.Ali’nin büyük faziletlerinden saymıştır. 

156-Miratu’l-Mü’minîn, Mevlevî Veliyullah el-Luknevî. Gadir hadisini yazmış ve onu, birçok yolla nakledildiğinden dolayı sahih bilmiş, sonrada Rahbe ve İsâbetu’d-Davet hadislerini nakletmiştir. 
 
 
 Sayfa =106=
===============================================
TEVHİDİN MERKEZİ EHL-İ BEYT 

 
157-Merafızu’r-Ravâfız, Hisamuddin b. Muhammed Bayezid es-Sehar Nupurî. Gadir hadisini, Berra b. Azib ve Zeyd b. Erkam’dan naklediyor. 
 

 
158-Merecu’l-Bahreyn, Hafız Ebu Ferec esSakafi. Gadir hadisini nakletmiştir. 
 

 
159-el-Mirkat fi Şerhi’l-Mişkat, Şeyh Nuruddin Molla Ali el-Kârî, el-Hanefî (ö. h. 1014). Gadir hadisini rivayet ettikten sonra şöyle yazıyor: “Şüphesiz bu sahih bir hadistir, bazı hafızlar da onun mütevatir olduğunu söylemiştir.”'121'
 

 
160-Murucu’z-Zeheb, Ali b. Hüseyn el-Bağdadî -Mes’udî-. Gadir’le ilgili hadisleri nakletrniş ve Gadir hadisinin, ashab arasında yalnızca Hz. Ali’nin hakkında söylenildiğini vurgulamıştır.'122'
 

 
161-Müstedreku’s-Sahihayn, Hafız Muhammed b. Abdullah-i Hakim ez-Zehebî en-Nişaburî (ö. h.405). Gadir hadisinin sahih olduğunu ispatlamıştır'123' 
 

 
162-el-Müselşel bi’l-Esma, Hafız Muhammed b. Ebubekir Ömer el-Medenî (ö. h.581). Hz. Fâtıma’nın delilini nakletmiştir. 
 

 
163-el-Müsned, Hafız ibn-i Rahuye İshak b.İbrahim el-Hanzelî el-Meruzî (ö. h.237). Gadir 
 

 
_______________________
121 el-Mirkat fi Şerh-i Mişkat, c.5, 3.568. 
122 Mürucu’z-Zeheb, c.2, s. 11-49. _ 123 Müstedreku's-Sahihayn, c.3, s109,110,116,132,171.371,533
 
 
 Sayfa =107=
===============================================

hadisini nakletmiştir.'124' 

164-el-Müsned, Ebu Abdullah Ahmed b. Hanbel eş-Şeybanî (ö. h.241). Gadir, Tehnie ve Rahbe 
hadislerini birçok sahih senetle rivayet etmiştir.'125' 

165-el-Müsned, Hafız Osman b. Muhammed Ebu Şeybe el-Absi (ö. h.239). Gadir hadisini rivayet etmiştir. 

166el-Müsnedü’l-Kebir, Hafız Ahmed b. Ali el-Musulî Ebu Ya’la 
(ö. h.307). Gadir hadisini nakletmiştir.'126' 

167-Müsnedu’l-Muallel, Hafız Ahmed b. Amr Ebübekir, el-Bezzaz el-Basir (ö. h.292). Gadir hadisini birkaç yolla rivayet etmiştir. '127' 

168-Mişkatu’l-Mesâbih, Hatib et-Tebriz’i. Mezkür kitabı H. 737 ’de telif etmiştir. Gadir ve Tehnie hadislerini Berra b. Azib ve Zeyd b. Erkam’dan nakletmiştir. “128" 

169-Müşkilu’l-Asar, Hafız Ebu Ca’fer el-Ezdî et-Tahavî (ö. h 321). Gadir hadisini Sa’d b. Ebî Vakkas ve Ali b. Ebu Tâlib’ den rivayet etmiştir '129' 

___________________________
124 Teşnifu'l-Azan, 5.77; Ken-zu’l-Ummal. 
125 Müsned, c,1, s.84.88,118.152,311; c.4, s.281. 
126 el-Bidaye ve'n-Nihaye. c.5, s.209; c.7, s.337. 
127 Teşnifu'l-Azan, s.77. 
128 Mişkatu'l-Mesâbih. s.557. 
129 Müşkilu’l-Asar, s.307-309. 
 

SAYFA=108=
================================================

170-Mesâbihu’s-Sünne, Hafız Hüseyn b. Mes’ud Ebu Muhammed el-Ferra el-Beğavî (ö. 11.516). Gadir hadisini Zeyd b. Erkam’dan nak
letmiştir. ”139"

171-Metâlibu’s-Seul, Ebu Salim Muhammed b. Talha el-Kureyşî en-Nusaybî (ö. h.652). Gadir hadisini ve Tebliğ ayetinin Hz. Ali hakkında nâzil olduğunu nakletmiş ve Gadir gününün bayram olduğunu da vurgulamıştır. '131'

172-Meâricu’l-Ula, Şeyh Muhammed Sadru’l-alem. Gadir’le ilgili birkaç hadis ve ayet nakletmişir. Ve onun sahih ve mütevatir olduğu hakkında yazısı vardır. 

173 Meâricu’l-Usul, Cemaluddin Muhammed ez-Zerendî (H.750’den sonra vefat etmiştir). Gadir olayı ile ilgili “seele sailun” ayetinin nâzil olduğunu nakletmiştir. 

l74-el-Meârif, Ebu Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dineverî (ö. h.276). Gadir ve İsabetu’d-Davet hadisini rivayet etmiş (el-Meârif, 5.251-291; Şerh-i Nehcü’l-Belağa, İbn-i Ebi’lHadid, 0.4, 8.338) ve bir gencin, Gadir hadisiyle Ebu Hureyre’yi delil gösterdiğini de Ebu Hureyre’nin biyografisi bölümünde nakletmiştir.
'132' 
______________________________
130 Mesâbihu's-Sünne, c.2, s.199. 131 Metâlibu’s-Seul, s. 16-54. 
132 İbn-i Ebi-l-Hadid, c.1, s.360. Tahrifçiler bunu Meârif kitabından çıkarmışlardır. 
 


SAYFA=109=
================================================

175-Cemaluddin Ebu Mehâsin Yusuf b. Salahuddin el-Hanefi. Gadir’le ilgili bazı hadisleri yazmış ve Gadir hadisinin sahih olduğunu vurgulamıştır.'133' 

176-el-Mu’temed fi’l-Mu’tekad, Fadlullah Ebu Said eş-Şaüî et-Turbeştî. Gadir hadisini nak-letmiştir. 

177-el-Mucem, Hafız Abdullah b. Muhammed el-Beğavî (Ö. h.317). Rukban hadisini nakletmiştir.'134' 

178-Mucemu’l-Ubedâ, Ebu Abdullah Yakut el-Himvî er-Rumî (ö. h.626). Gadir-i Hum hakkında söylenen hadislerin doğru olduğunu Muhammed b. Cerir-i Taberî ’den nakletmiştir. Cerir-i Taberî Gadir hadisini 70 yolla rivayet etmiştir. '135 '

179-Mucemu’l-Evsat, Hafız Süleyman b.' Ahmed el-Hummî Ebu’l-Kasım et-Tabaranî (ö. h.360). Gadir hadisi ve Rahbe delilini nakletmiştir.'136' 

180-Mucemu’l-Buldan, Ebu Abdullah Yakut b. Abdullah er-Rumî el-Himvî (ö. h.626). Hazimî’den, Resulullah’ın (saa) Gadir-i Hum’daki konuşmasını nakletmiştir. 

_________________
133 el-Mu’tasar Min'el-Muhtasar,
s.413. 
134 Riyazu'n-Nezire, c.2, s.169. 
135 Mucemu’l-Ubedâ, c.18, s.80. 136 Mecmau'z-Zevâid, c.9 s. 108; Kenzu'l-Ummal, c.6, s.403. 
 


SAYFA=110=
================================================


TEVHiDiN MERKEZİ EHL-İ BEYT Sayfa 111

181-el-Mucemu’s-Sağir, Hafız Süleyman b. Ahmed b. Eyyub el-Lahmi Ebu’lKasım et-Tabaranî 
(ö. h.360). Gadir hadisi ve Rahbe delilini nakletmiştir. '137' 

182-el-Mu’cemu’l-Kebir, Hafız Süleyman b. Ahmed et-Tabaranî. Gadir hadisini, Hz. Ali, Ebu Eyyub Habeşi, Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Ömer, Amr b. Murre, Cerir b. Abdullah, Huzeyfe b. Useyt’terı rivayet etmiştir. '138'

183-Marifetu’s-Sahabe, Hafiz Ebu Naim elİsfehanî (ö. h.430). Gadir günündeki Tetvic hadi-sini nakletmiştir. 

184-Miftahu’n-Neca fı Menâkıb-i Al-i Aba, Mirza Muhammed b. Mutemedhan el-Bidahşî. Gadir’le ilgili birkaç ayet ve hadis naklettikten sonra Gadir hakkında şöyle yazıyor: “Gadir hadisi, birçok yolla rivayet edilmiş; sahih ve meşhur bir hadistir.” 

185-Maktelu’l-İmami’s-Sibtı’ş-Şehid (a.ş.), Muvaffak b. Ahmed Ebu Mueyyed Hatib el-Harezmî (Ö. h.568). Gadir hadisini pek çok kimseden nakletmiştir. 

186-el-Milel ve’n-Nihal, Ebu’l-Feth Muhammed b. Ebu’l-Kasım eş-Şehristanî (ö. h.548). Gadir ve Tehnie hadislerini nakletmiş ve Tebliğ aye-
 
_____________________________
137 Mecmau'z-Zevâid, c.9, s.108. 138 Kenzu'l-Ummal, 0.6. s.154; Mecmau'z-Zevâid, c.95, s.106. 
 

SAYFA=111=
================================================

tinin Gadir-i Hum’da nâzil olduğunu söylemiştir. 

187-Men Reva Hadis el-Gadir, Ebubekir Muhammed b. Omer et-Temimî el-Bağdadî -el-Cuabi(ö. h.355). Gadir hadisini 125 yolla rivayet etmiştir. 

188-el-Menâkıb, Ahmed b. Hanbel eş-Şeybanî (ö.h.241). Gadir hadisini Bureyde, Zeyd b. Erkam, Omer b. Hattab ve Malik b. Huveyris’ten nakletmiştir. 

189-el-Menâkıb, Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Celabî -İbn-i Meğazilîö. h.483). Gadir hadisini birçok yolla bir grup sahabeden nakletmiştir. 

190-el-Menâkıb, Hafız Abdurrahman b. Ali ibn-i Cevzî (ö. h.597). Tehnie hadisini nakledip şöyle yazıyor: “Siyer âlimleri, Gadir vakıasının, Hz. Peygamber’in Veda Haccı’ndan döndükten sonra Zilhicce’nin 18’inde vuku bulduğunda ittifak etmişlerdir.” 

191-el-Menâkıb, Hatib el-Harezmî (ö. h.568). Gadir hadisini ve Gadir olayı ile ilgili olan birçok ayet ve hadisi nakletmiştir.'139' 

192-Menâkıb-i Ali b. Ebu Tâlib, Ahmed b. Muhammed et-Taberî -el-HalilîMezkur kitabı 

H.41 1 ’de telif etmiştir. Gadir gününde söylenen Tehnie hadisini nakletmiştir. 

__________________
139 Menâkıb-i Harezmî, s.93,94,112,124,130,217. 
 

SAYFA=112=
================================================
193-el-Munteka fı Sireti’l-Mustafa, Saiduddin Muhammed el-Kazirunî (ö. h.75 . Gadir hadisini zikretmiştir. 

194-Muntehe’l-Kelam, Mevlevî Haydar Ali Feyzabadî. Gadir hadisini Ahmed b. Hanbel ve Tirmizî’den nakletmiştir. 

195-Muntehe’l-Medârik, Saiduddin Muhammed b. Ahmed el-Fereğanî (ö. h.700). Gadir hadisi ve Hz. Ali’nin iki beyit şiirini zikretmiştir. 

196Minhacu’s-Sünne, İbn-i Teymiye şöyle yazıyor: “Gadir olayı, Resülullah’ın Veda Haccı’ndan döndüğü sırada gerçekleşmiş, herkes onu nakletmiştir. '140' 

197-el-Mevâkıf, Kadı Abdurrahman b. Ahmed el-İclî (ö. h.756).Gadir hadisinin sahih bir hadis olduğunu söylemiştir. 

198-Mevâhibu’l-Ledunniyye, Hafız Ahmed b. Ebubekir el-Kastalanî (ö. h.926). Şöyle yazmıştır: Gadir hadisinin pek çok seneti vardır, onlardan çoğunun seneti sahih ve hasendir.'141' 
 
199-el-Mucez, Es’ad b. Ebu’l-F azl el-İclî (ö. h.600). Gadir hadisini, Huzeyfe b. Useyd veAmr b. Leyla’dan nakletmiştir. 
 
200-Meveddetu’l-Kurba, Seyid Ali Şahab el-Hemedanî (ö. h.786). Gadir hadislerini birçok yolla nakletmiştir. 
 
____________________
140 Minhacu'ssünne, c.4, s.13. 
141 Mevâhibu’l-ledünniyye, 1:22, 
c.13; c.7, c.13. 
 



SAYFA=113=
================================================
201-Mizanu’l-İtidal, Hafız Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî (ö h.748). Gadir hadisini Hz. Ali ve Zeyd b. Erkam’dan, Rabbe hadisini ise Amr-i Zimurre’den rivayet etmiştir.142' 

202-Nesru’l-Leali, Seyyid Abdülhamid b. Seyyid Mahmud-i Alusi el-Bağdadî (ö. h.l324). Gadir hadisinin kesin olarak Resülullah (saa) tarafından söylendiğini vurgulamış ve Gadir-i Hum’un yerini coğrafi açıdan belirlemiştir.'143'

203-Nuhabu’l-Menâkıb, Ebubekir Muhammed b. Ömer-i Temimî el-Bağdadî İbn-i Cuabî (Ö. h.335). Gadir hadisini 125 yolla nakletmiştir. 

204-Nedimu’l-Ferid, Meskuye lakabıyla tanınan Ebu Ali Ahmed b. Muhammed (ö. h.421). Hz. Ali’nin hakkında şöyle yazıyor: “Hz. Ali, Gadir hadisine göre velayet sahibidir.” 

205-Nüzulu’l-Ebrar, Mirza Muhammed b. Mu’temdhan el-Bidahşî. Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş, Rahbe ve Tehnie hadislerini yazarken Gadir hadisi hakkında da şöyle demiştir: “Bu hadis sahihtir, ashabdan birçoğu onu rivayet etmiştir.'144'

206-Nezhetu’l-Mecâlis, Şeyh Abdurrahman b. Abdusselam-i Safuri eş-Şafıî, “seele sailun” 

___________________________
142 Mizanu’l-İtidal, c.2, s.224-303. 143 Nesru'l-Leali, s.166,170,172. 144 Nuzulu’l-Ebrar, s.18,20,21. 
 



SAYFA=114=
================================================

ayetinin, Gadir’le ilgili nâzil olduğunu söylemiştir. '145' 

207-Nesimu’r-Rıza ii Şerhi’ş-Şifa, Şeyh Ahmed b. Muhammed b. Ömer -Haffacî(6. h. 1069). Gadir hadisini nakletmiştir.'146 '

208-Nazmu Dureri’s-Simtayn, Cemaluddin Muhammed ez-Zerednî (H.750’den sonra vefat etmiştir). Gadir, Tehnie ve Tetvic hadislerini ve Ömer b. Abdulaziz’in Gadir’le ihticac ettiğini yazmıştır. 

209-en-Nihaye, Ebu’s-Seadat Mübarek b. Muhammed b. Abdulkerim ibn-i Esir el-Cizerî (ö. h.606). Gadir hadisini İmam Şafiî’den nakletmiş ve Ömer’in Gadir-i Hum’dak Hz. Ali’ye söylediği şu sözüne de yer vermiştir: “Ya Ali! Sen bugün bütün mü’minlerin mevlası oldun.'147 '

210-Nevâdiru’l-Usül, Hafız Muhammed b. Ali et-Tirmizî (ö. h.286). Gadir hadisini geniş bir şekilde Ebu Tufeyl’den rivayet etmiştir. 

211-en-Nevâkız-u li’r-Revâiiz, Seyyid Muhammed b. Abdurresul-i Berzenci eş-Şaüî (ö. h.1103). Resülullah’ın, “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” hadisini sahih bilip onun birçok yolla rivayet edildiğini yazmıştır. 
 
_____________________________
145 Nezhetu'l-Mecâlis, c.2, s.242. 146 Nezhetu'l-Mecâlis, c.3, s.456. 147 en-Nihaye, c.4, s.246. 
 


SAYFA=115=
================================================

212-Nevâkızu’r-Revafız, Mirza Mahdum b. Abdulbaki (ö. h.991). Gadir hadisinin mütevatir olduğunu söylemiştir. 

213-Nuru”l-Ebsar, Seyyid Mü’min b. Hasan eş-Şeblencî (ö. h.1250). “Seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili nâzil olduğunu yazmıştır. 148 

214-Hidâyetu’s-Suada, Kadı Şahabuddin Ahmed b. Ömer ed-Devletahadî (ö. h.849). Gadir hadisini ve “seele sailun” ayetinin Gadir’le ilgili nâzil olduğunu yazmıştır. 

215-Hidayetu’l-Ukül, Hüseyin b. İmam elMensurî billah el-Kasım-ı Yemeni (ö. h.1050). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş ve ta’likinde “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevalsıdır” hadisinin 150 yolla rivayet edildiğini vurgulamıştır. '149' 

216-Hidayetu’l-Murtab fı Fazâili’l-Ashab, Seyyid Ahmed 13. Mustafa el-Kadinhanî. Gadir hakkındaki söylediği şiirleri mevcuttur. 

217-Vesiyletu’l-Mea], Şeyh Ahmed b. Fadl b. Muhammed-i Baksir el-Mekkî (ö. h. 1047). Gadir hadisini birçok yolla nakletmiş ve Gadir’le ilgili olan ayet ve hadisleri yazmıştır. 

218-Vesiletu’ l-Mutaabbidîn, (Molla lakabıyla meşhur olan Ömer b. Muhammed Hızır el-Erde
 
148 Nuru'l-Ebsar, s.78. 
149 Hidayetu’l-Ukül, s.30. 116 
 


SAYFA=116=
================================================

 
bilî). Telınie hadisini Berra b. Azib'den nakletmiştir. 
 
219-Vesiletu’n-Necat, Mevlevî Muhaımned Mubin el-Lekhenvîl Çeşitli yollarla Gadir hadı-sini nakletmiştir. 
 
220-Vefau’l-Vefa, Nuruddin Ali b. Abdullah el-Hasanî es-Semhudî eş-Şatîî (ö. hâl l). Tehnie hadisini iki yolla nakletmiştir.'150' 
 
221-el-Vekıyet-u fi’t-Tııruki Hadis-i Gadir, Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir b. Yezid etTabaıanî el-Amıılî (6. 11.310). Bu kitapla ilgili Himvî’nin Mucemu’l-Bııldan’da, Zehebî’nin Tabakât’ta ve İbn-i Kesîr’in de kendi tarihinde birtakım açıklamalar vardır. Taberî mezkür kitapta Gadir hadisini yetmişten fazla yolla rivayet etmiştir. 
 
222-Yenâbiıı’l-Mevedde, Şeyh Süleyman b. Şeyh İbrahim el-Hüseynî el-Balhî el-Kunduzî elHanefî (ö. h.]293). Kunduzî bu kitapta Gadir hadisini birçok yolla rivayet etmiş ve Tebliğ ayetinin Gadir-i Hum’da Hz. Ali hakkında nâzil olduğunu ve Gadir’le ilgili diğer birkaç hadis, ihticac ve delilleri de zikretmiştir.'151' 
 
____________________
 
150 Vefau’l-Vefa, c.2, s.173. 
151 Yenâbiu'l-Mevedde, s.34,38,40,120.249,482.484.
 


SAYFA=117=
================================================

İMAM RABBANİ LAKAPLI AHMED SIRHINDI OYUNU 

Şia’ya iftira atanların çoğunluğu Sirhindî’den (İmam Rabbanî’den) deliller göstermişlerdir. 

Denilebilir ki, İmam Rabbanî lakaplı Sirhindî’nin hayatı Ehl-i Beyt ve Şia inanışıyla mücadele ile geçmiştir. 

Bu mücadelesine kendi yazılarından örnekler vereceğiz. 

En büyük hatası Cenab-ı Hakkın ayetle temizliğine şahitlik ettiği Hz. Fâtıma’ya dil uzatmasıdır. 

İmam Rabbanî, Hz. Fâtıma’nın Fedek hurmalığı konusundaki çıkışlarını, “dinî bir gazaplanma 
değil, kadınlığın da verdiği hislerle maddî bir gazaplanma” şeklinde değerlendirmiştir.'152' 

Hz. Fâtıma, Tathir ayeti ile sabittir ki, temizdir. Ehl-i Beyt’tendir ve Al-i İmran Süresi’nin 61. ayetine göre, Resülullah’ın yanında Necran Hıristiyanlarına karşı mübahaleye katılan ve doğru 
 
___________________
152 Rabbanî, Risale-i Redd-i Revafız, s.60-61. 
 


SAYFA=119=
================================================

Sözlülüğü ayetle sabit bir kişidir. İmam Rabbanî’nin, hilafet konusunda imam Ali’ye ve Fedek konusunda Hz. Fatıma’ya olan 

çıkışları, Ehl-i Beyt ile ilgili ayetlere terstir. Mübahale ayetine (Gelin oğullarımız ve oğullarınız, kadınlarımızı ve kadınlarınız, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de, Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun)'153' 

Tathir ayetine (Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü çirkinliği def etmek ve sizi tertemiz yapmak ister,'154' 

Meveddet ayetine (De ki: Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık, yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum), '155' 

Ve Ebrar ayetine (Ve kendisine zaruri ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini, yoksula, yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar. . .)'156' terstir. 

İslam akaidinde bir konu hakkında ayet varsa ayet; ayet yok hadis varsa hadis; hadis yoksa icma geçerlidir. 

Bu konuda ise hem ayet, hem de Peygamber Efendimizin (sav.) hadis-i şerifleri vardır. 
 
_________________________
153 Aı-ı İmran, 61, 
154 Ahzab, 33. 
155 Şüra, 23. 156 İnsan, 8. 
 


SAYFA=120=
================================================

Ayetle doğrulukları, temizlikleri sabit kişilerin durumları hakkında fikir beyan ederek içtihad edilmez. Bu, Kur’ân ve Sünnet’e terstir. Bid’attir. 

Sirhindî her ne kadar mutasavvıf olarak değerlendirilse de, etkisinde kaldığı Mevlana Kemal Keşmirî isimli hocası aklî ilimlerde (felsefeci) ileri idi. Şia anlayışına karşı bir şahsiyetti. 

Dolayısı ile, Ahmed Sirhindî’nin olayları değerlendirmesi de aklına göredir, ki ayet ve hadisin olduğu meselelerde hiç kimsenin ayrı bir hüküm çıkarma hakkı yoktur. 

Sirhindî’nin ayet ve hadislere ters düşen beyanlarını geçmişinde yaptığı İslam karşıtı icraatlarda aramak gerekir.'

Hayatını konu alan eserlerde, Babür hükümdarı Ekber Şah ve onun “Din-i İlahi”si ile çetin bir mücadeleye girdiği yazılsa da gerçekte Sirhindî, İslam dinini diğer dinlerle eşitleyen bu “Din-i İlahi”nin ortaya çıkmasında fikir babalarından biridir. 

Sirhindî 17-18 yaşlarında Ekber Şah’ın sarayına girdi. Burada Ebu’l-Fazl ve Feyz-i Hindî adında iki kardeşle dostluk kurdu. 

Sirhindî bu iki kardeş ve onların babaları en-Negori ile beraber Ekber Şah’ın yeni bir din ihdas etmesini sağladılar. 
 


SAYFA=121=
================================================

Ekber Şah, 1575 ’de “İbadethane” adını verdiği bir merkez inşa ettirdi. Buraya İslam âlimlerinin yanı sıra, diğer din mensuplarını da davet ederek onlara münazaralar düzenlettirdi. 

1582’de bütün eyalet valilerinin önünde “Dini İlahi”yi kurduğunu resmen ilan etti. '157 '

En önemli faaliyeti; İslamiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştilik, Hinduizm, Budizm gibi din ve inançların bazı yönlerini alarak “Din-i Ilahi” akidesini oluşturmasıdır.'158' 

İncil’i Farsça’ya tercüme etti. 

Hindu ve Hıristiyan sembollerine ve ayinlerine müsaade etti. 

Din-i İlahi: İslamiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştilik, Hinduizm ve Budizm’i eşitlemiş, isteyenin istediği dine girmesine izin vermiştir. 

Her inanç mensubunun devlet kontrolünde kendi ayin merkezini açmasına fırsat tanıdı. 

İneğin kesilmesini ve yenmesini yasakladı. 

Herkesin istediği dine girmesine izin verdi. 

Faizle borç alışverişini serbest bıraktı. 

Kumarhanelerin devlet kontrolünde açılır hale geldi. 
 
__________________________
157 Bedriye Reis, XVI-XVII. Yüzyıllarda Hindistan’da Din-i İlahi Tartışmaları ve İmam Rabbanî, Tasavvuf Dergisi Y.7, 2006, sayı:16, s.211. 
158 M. Abdulhak Ensari, Şeriat ve Tasavvuf, Çev. Y. Yazar, Ankara 1991, s.39; Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, Ankara/ 1987, c.2, s.110-111.  
 


SAYFA=122=
================================================

Şarap içmeyi serbest bıraktı; sokakta sarhoş gezenlere ağır cezalar getirdi.'159' 

Nevruz günü şarap içmek farz olarak ilan edildi.'160'

Ahmed Sirhindî’nin saray dostu Ebu’l Fazl namaz biçimleri konusunda yeni teoriler geliştirmiştir.'161'

Ekber Şah, 1579’da gelen Cizvit misyonerlerini çok iyi karşılamış ve uzun süre sarayda ağırlamıştır. 

Cizvit papazları, Rabbanî’nin saray dostu Ebu’l-Fazl ile ortak çalıştılar.'162' 

Feyz-i Hindi ve kardeşi Ebu’l-Fazl, Ekber Şah’ın İslam ve Hinduizm’i uzlaştırma düşüncesinde etkili oldular.'163' 
 
______________________________
159 Enver Konukçu, Ekber Şah, DİA c .X, s.543 ; Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi c.2, s.104-107; Abdülhamit Birışık, Oryantalist Misyonerler ve Kur'ân ,s.41; M. Abdulhak Ensari, Şeriat ve Tasavvuf, s.40.
160 M. Abdulhak Ensari, Şeriat ve Tasavvuf, çev. Yusuf Yazar, Ankara/1991, s.40; Makhan lal Roy Choundhury, The Din-i İlahi or Religion of Akbar, India, 1997, s.57,142,171. 
161 Bedriye Reis, XV l-XVIl Yüzyıllarında Hindistan'da Din-i ilahi 
Tartışmaları ve İmam Rabbanî, Tasavvuf Dergisi, Y.7, 2006, sayı: 16, s.222. 
162 Bedriye Reis, XV I-XVll Yüzyıllarında Hindistan’da Din-i İlahi Tartışmaları ve İmam Rabbanî, Tasavvuf Dergisi, Y.7, 2006, sayı: 16, s.217-218. 
163 Makhan lal Roy Choundhury, The Din-i İlahi or The Religion of Akbar, india, 1997, s.32-33. 
 


SAYFA=123=
================================================

Ekber Şah’ın sarayına giren Rabbanî, Ebu’l Fazl ve Feyz-i Hindi ile noktasız harflerle “Savatiu’l-İlham” adlı tefsirin yazılmasında kendilerine yardım etti.'164'

Ekber Şah’ı bu dönemdeki icraatlarında, aralarında post kavgası çıkıncaya kadar arkadaşlık ettiği Sirhindî’nin dostu olan Şeyh Taceddin b. Zekeriyya da etkilemiştir.'165'

Ekber Şah döneminde, yeni bir din ihdas ettiren ve yıllarını Ehl-i Beyt soyu ile mücadele ile geçiren Rabbanî, Şah Cihan devrinde de Şah Cihan’ın eşi Mümtaz Banu ve Cihangir’in hanımı Mihru’n-Nisa’nın Ehl-i Beyt’ten olmaları sebebiyle, onlarla da mücadele etmiştir. 

Cihangir Şah, Rabbanî’yi aşağıda örneklerini vereceğimiz İslam dışı görüşleri sebebiyle Gevaliyar Kalesi’ne hapsetmiştir. Orada 3 yıl hapis tuttuktan sonra, sürekli müşahade altına almıştır.'166'
 
164 Abdulhamit Birışık, Hint Alt Kıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, s.26-27; Bedriye Reis, XV I-XVII Yüzyıllarında Hindistan’da Din-i ilahi Tartışmaları ve İmam Rabbanî, Tasavvuf Dergisi, Y.7, 2006, sayı: 16, s.228; Prof. Dr. Hamid Algar, İmam Rabbanî mad. DİA, c.22, s.195. 
165 Bedriye Reis, XVI-XVII Yüzyıllarında Hindistan’da Din-i İlahi Tartışmaları ve imam Rabbanî, Tasavvuf Dergisi, Y.7, 2006, sayı: 16, s.217. 
166 Cihangir, Tüzük-i Cihangiri (neşr. S.A.Han) trh. 18641 s.272,273; Bedriye Reis, a.g.makale, 2006, sayı: 16, s.211; ibn Fazlillah ed-Dımeşkî, Hülasatü'l-Eser ü A’yani'l-Karni’l-Hadi Aşer, Kahire, 1284, c.1, s.467. 
 


SAYFA=124=
================================================

Rabbanî, “Kurb-u Nübüvvet” diye bir yol uydurmuştur. Bu yolun başına da Hz. Ebubekir’i geçirmiştir.'167'

Hz. Peygamber, “Benden sonra peygamber (nübüvvet yoktur)” buyurur. '168' 

Rabbanî, Cenab-ı Hakkın ve Resülullah’m kapattı ğı nübüvvet kapısını, “Kurb-u Nübüvvet” diyerek tekrar açmaya çalışır. 

İslam kaynaklarınm hiçbirinde Hz. Ebubekir’e velayet görevi verildiğine dair bir ayet ve de hadis bulunmamaktadır. 

Şeyhi Bakibillah’dan irşada icazet alamayan Sirhindî, Resülullah’ın kendisine irşad belgesi yazdığını iddia etmiştir: 

“Allah kıyamet günü senin şefaatinle binlerce kişiyi mağiiret edecek.Böyle bir icazet ve irşad belgesini senden önce hiç kimseye yazmadım.'169' 

Rabbani, İmam Ali’ye kılıç çeken Muaviye hakkında şöyle yazıyor: “İmam Ali’ye muhalefet edenler hata etmişlerdir fakat bu hata içtihadi bir hatadır. Bu hatayı yapanlar kınanamaz ve sorumlu tutulamaz. . . 

Her halükarda bunlar ictihad konusudur. Hatalara bir sevap, haklı olana iki sevap, belki de on kat sevap vardır. 





______________________________________________
167 Rabbanî, Mektubat, 251.ve 534. Mektup. 
168 Tirmızî, Sünen, Menakıb 20. 169 Abdülmecid Hani, el-Hadaik, s.644-645. 
 


SAYFA=129=
================================================

Yezid’i lanetlemek konusunda ise durmak gerekir.'170' 

Şeybanîlerin Özbek hükümdarı Abdullah Han’ın ordusu, Ehl-i Beyt nesli ve Şia’nın yaşadığı Meşhed’i kuşatıp yağmalamaya başlayacağı zaman, hükümdar, Rabbanî’nin başını çektiği Maveraünnehir’in Sünnî ulemasından fetva soruyor. Onlar da Meşhed bölgesinde mukim Ehli Beyt sevdalısı Şia’nın canlarının ve mallarının helal olduğuna dair fetvalarını içeren bir risale hazırlıyorlar. Rabbanî, Şia’yı bâtıl gösteren bu fetvaları içeren “Risale-i Redd-i Şia”yı kaleme alıyor.'171'

Bugün Rabbanî denilen Ahmed Sirhindî’nin görüşlerine sahip çıkan, onu son yüzyılın mücedidi gibi gören Müslümanlar var. 

Bu Müslümanlar, Abdulhalik Gucdüvanî’nin başlattığı sapık yolda, Rabbanî’nin görüşleri üzere yaşayarak bâtılda olmalarına rağmen hak üzere ilerlediklerini sanıyorlar. 

Umarız yukarıdaki deliller, Rabbanî’nin bâtıllarını onlara anlatmaya kifayet eder ve ayıkırlar. 
 
_____________________________
170 İmam Rabbanî, Mektubat, 251. Mektup. 
171 Rabbanî, Teyid-l Ehl-i Sünnet, s.2; Rabbanî. Redd-l Revahz. s.50-51; Prof. Necdet Tosun. İmam Rabbanî Ahmed Sîrhindî. s.19
 


SAYFA=126=
================================================

SÜNNİ VE Şİİ DÜNYASI EHL-İ BEYT 
PAYDASINDA KARDEŞTİR 

Aslında iki dünyanın artık kardeş olması, dost olması kaçınılmazdır. 

Bir Sünnî olarak bizim Ehl-i Beyt Külliyatı ile yapmak istediğimiz iki dünyayı buluşturmaktır. Gerçekleri gizlemeden olayları beyan etmek ve ortaya koymaktır. 

Çünkü bu, Allah ve Resülünün (s.a.v.) tayini ve naspıdır. 

Biz bundan sonra da Şia dünyasıyla Sünnî âlemin bir olduğunu, kardeş olduğunu, ikisinin de hak olduğunu ispatlamaya devam edeceğiz

Allah bizi bu konuda muvaffak kılsın. 

İnanıyoruz ki, ancak bundan sonra İslam âlemi, haçlı seferlerine devam eden Hıristiyan âlemine karşı beraber hareket edebilir. Ve ondan sonra, İslam coğrafyası haçlı çizmeleri altında ezilmekten kurtulabilir. 
 
SAYFA=127=
================================================

EHL-İ BEYT EKOLÜ VE EHL-İ SÜNNET ASLINDA AYNI PAYDADA BULUŞABİLİR 

İslam itikadı, tevhid akidesi ve Hz. Muhammed’in (sav.) Allah’ın kulu ve Resulü olduğunu kabul üzerine bina edilmiştir. 

Ehl-i Beyt Ekolü’nde ve Ehl-i Sünnet dünyasında bu temel esaslarda bir farklılık yoktur. 

Ehl-i Sünnet tabiri, dindışı akımların ortaya çıkmasndan sonra, bâtılın karşısında Kur’ân’ı ve Resülullah’ın (s.a.v.) sünnetini ifade etmek için 
kullanılmıştır. 

Hz. Ali’yi seven ve Ehl-i Beyt’in yolundan gidenler ise, Şii olarak belirtilmiştir. 

Ehl-i Beyt İmamlarının hayatı, din dışı sapık görüşleri çürütmek mücadelesi ile geçmiştir. 

İtikadda bir olan bu iki dünya, bazı amelî noktalarda farklı hareket etmektedirler ki, bu da gayet tabii karşılanması gereken bir husustur. 

Ancak uydurulmuş bazı hadisler ile Ehl-i Beyt anlayışı sapık ve bâtıl olarak tanıtılmıştır. 

Özünde aynı olan bu iki dünyanın görüşlerin-
 


SAYFA=129=
================================================

deki farklar Nebevi kaynaklar sebebiyledir. Şia âlemi Elıl-i Beyt hadis külliyatını temel almaktadır. 

Demek ki, Şia’nın elinde bulunan ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) lmam Ali’ye (a.s.) “yaz” emri ile oluşan Ehl-i Beyt kaynakları, Ehl-i Sünnet dünyasına ulaşmamıştır. 

İki ekol arasındaki temel görüş farkı, Ehl-i Beyt Ekolü için Hz. Ali’nin imametine inanmanın, imanın bir şartı olarak kabul edilmesidir. 

Bu şart, ulemanın kendilerine ait bir görüş değildir. 

Şii dünya Hz. Ali’nin (a.s.) imametini, Gadir-i Hum günü Resülullah’ın (s.a.v.) irad ettiği hutbesi sebebiyle kabul ederler. 

Hz. Peygamber (s.a.v.), bu hutbenin 6 yerinde Hz. Ali’yi (a.s.) Kendisinden sonra “vasî ve halife” tayin etmiştir. 

Ehl-i Beyt Ekolü bu gerekçe ile Hz. Ali’nin (a.s.) hilafetini farz olarak kabul eder. 

Gadir-i Hum hutbesi 222 Sünnî âlimin eserinde de yer almaktadır. 

Ne hazin tecellidir ki, bu hakikat, zaman içinde yayılan nifak unsurları ile müslümanların bölünüp parçalanması maksadı ile gizlenmiştir. 

Şunu hemen ifade edelim; ümmet-i Muhammed’i buluşturacak olan asıl payda Ehl-i Beyt’tir. 
 


SAYFA=130=
================================================

EHL-İ BEYT EKOLÜ VE EHL-İ SÜNNET PEK ÇOK BAŞLIKTA BİRDİRLER 

Ehl-i Sünnet ve Şia âlemi pek çok başlıkta görüş birliği içindedirler. 

Ehl-i Sünnet ve Şia âleminin tevhid akidesindeki birliği zaten tartışma konusu değildir. 

Allah’ın birliği, zâtı, sıfatları, fiilleri gibi temel itikat konularında iki dünya arasında fikir ayrılığı yoktur. 

Ehl-i Beyt İmamlarından İmam Hüseyin’in (a.s.) oğlu İmam Zeynelâbidin (a.s.), dualarının mecmuu olan “Sahife-i Seccadiye”de şöyle buyurmaktadır: 

“Sen Allah’sın. Senden başka ilah yoktur. Adaleti ayakta tutarsın, hükmünde âdilsin; mülkün mâliki ve sahibisin. 

Hamd Allah’a ki, ilktir, O’ndan önce bir ilk yoktur, sondur, O’ndan sonra bir son yoktur.” 

Yani Ehl-i Sünnet ve Şii dünya tevhid akidesi üzeredirler. 

Her iki dünyanın İslam tarifi aynıdır. 



SAYFA=131=
================================================

Sünnî dünyanın muteber kaynaklarından Sahih-i Müslim’in 1. cildinin 68. sayfasında şöyle yazar: 

“İslam beş şey üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve Resülü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucu tutmak.” 

Şia âleminin ifade ettiği İslam tanımı da bundan farklı değildir. 

Ebu Hamza, Ebu Ca’fer’den (Muhammed Bâkır) şöyle duymuş: “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Namaz, zekât, oruç, hac, velayet.'172'

“Tek ve ortaksız olan Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın kulu ve Resülü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe’ye hac ziyaretinde bulunmak, Ramazan orucunu tutmak. Bu İs
lam’dır.'173' 
İki dünyanın da iman tarifi, imamet mevzuu dışında aynıdır.Şii dünya, imanı şöyle tanımlar: Muhammed b. Müslim rivayet eder: “İmam Ca’fer’e (a.s.) imanın ne olduğunu sordum. 
 
____________________________
172 Usül-i Kâfî, c.2, s.42. 
173 Usül-l Kâfî, (c.2, s.56. 
 


SAYFA=132=
================================================

“İman, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’i'n (s.a.v.) Allah’ın Resülü olduğuna şahitlik etmek, O’nun Allah katından getirdiğini ikrar etmek ve bunu tasdik etmek dolayısı ile kalpte kökleşen inançtır.’ buyurdu,'124'

Yani, Şia’nın bâtıl veya sapık olduğunu; iddia etmek: küfürdür. 

Elml-i Sünnet’in imarı görüşleri, Sahih-i Müslim’in 1. cildinin 58. sayfasında şöyle yazar: 

“İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman etmek, bir de kaderin hayrına ve şerrine inanmaktır.” 

Kader konusunda da görüş birliği vardır. 

Hafs b. Kurdin, İmam Ca’fer’den (a.s.) şöyle rivayet etmiştir: 

“Resülullah (s.a.v.) buyurdu ki: Hayır ve şerrin Allah’ın dilemesi dışında gerçekleştiğini söyleyen kimse, Allah’ı, egemenliğinden yoksun bırakmış olur.'175'

Yani “hayır ve şer Allah’tandır” diyor. 

İmam Muhammed Bâkır (as.) da Cenab-ı Hakk’ın şöyle buyurduğunu ifade eder: 

“Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Hayrı ve şerri yarattım.'176' 
 
______________________________
174 Usül-i Kâfî“, c.2 s.86. 
175 Usül-i Kâfî, c.1, s.248. 
176 Usül-i Kâfî, c.1, s.240. 
 


SAYFA=133=
================================================

Yani, Ehl-i Beyt Ekolü’ne göre hayır ve şer Allah’tandır. 

Ehl-i Sünnet’e göre de hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak imanın şartıdır. 

Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt Ekolü’nün ikisi de imanın artıp eksileceğini savunur. 

Sahih-i Buharî’nin 1. cildinin 161 ve 162. sayfalarında şunları görüyoruz: 

“İman, dil ile söylemek ve organlarla işlemektir. İman artar Ve eksilir.” 

Buharî, bu ifadeden sonra imanın artması ile alakalı sekiz ayet zikreder. 

Ehl-i Beyt İmamlarından İmam Musa b. Ca’fer şöyle buyurur: 

“İmanın halleri, dereceleri, tabakaları ve menzilleri vardır. İmanın bir kısmı tamamlığın son noktasına kadar tamamdır. Ve bir kısmı eksikliğin son noktasına kadar eksiktir. Bir kısmı fazladır ve fazlalığı ağır basar.” 

İmam’a soru soran kişi, “Yoksa iman artıp eksilir mi?” diye sorduğunda Imam Musa, “Evet” buyurdu.'177'
 
_______________________
177 Usûl-i Kâfî c.2,s.88
 


SAYFA=134=
================================================

 
İMANIN VE İSLAM’IN ŞARTLARI KONUSUNDA İKİ MEZHEBİN GÖRÜŞÜ 
 

 
Ehl-i Sünnet’e göre imanın şartları şunlardır: 
 
1-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, 
 

 
2-Meleklere inanmak, 
 

 
3-Kitaplara inanmak, 
 

 
4-Peygamberlere inanmak, 
 

 
5-Ahiret gününe, ölümden sonra dirilmeye inanmak, 
 

 
6-Kadere inanmak, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak. 
 


SAYFA=135=
================================================


 
ŞİA’NIN İMAN ESASLARI 
 

 
1-Tevhid: Allah’ın eşi ve benzeri olmadığına, tek olduğuna inanmak, 
 

 
2-Nübüvvet: Allah’ın peygamberlerine inanmak, 
 

 
3-Mead: Ölüme, Ölümden sonra dirilmeye, kıyamet gününe ve kıyamette insanların dünyada işledikleri amellerinden dolayı adaletle hesaba çekilmelerine inanmak, 
 

 
4-Adalet: Allah Teâlâ’nın âdil olduğuna, tek yaratıcının Allah olduğuna, hayrın Allah’tan, şerrin şeytandan olduğuna inanmak, 
 

 
5-İmamet: Hz. Muhammed’den (s.a.v.) sonra İmam Ali’nin (a.s.) imametine ve hilafetine inanmak, diğer on bir imama inanmak. 
 


SAYFA=137=
================================================

SÜNNİLERE GÖRE İSLAM’IN ŞARTLARI 

1-Namaz kılmak 
2-Oruç tutmak 
3-Zekât vermek
4-Hacca gitmek 
5-Kelime-i şehadet getirmek. 
 


SAYFA=139=
================================================

ŞİA’YA GÖRE İSLAM’IN ŞARTLARI 
 
1-Namaz kılmak
2-Oruç
3-Zekat
4- Hac
5- Humus
6- Cihad
7-Emr-i bi’l-maruf 
8-Nehy ani’l-münker 
9-Tevella; Allah’ın sevdiğini sevmek 
10-Teberra; Allah’ın düşmanına düşman olmak 

Görüldüğü gibi gerek Şiilikte, gerekse Ehl-i Sünnet’te “imamet” konusunun dışında bütün kurallar aynıdır. 

Netice olarak deriz ki, Sünnî ve Şii dünya, imamet meselesinin dışındaki hemen hemen bütün konularda aynı akaidi ve aynı İslamî esasları Paylaşmaktadırlar. Ve bu şekilde yaşamaktadırlar. 
 


SAYFA=141=
================================================

 
ŞİA’YA GÖRE İSLAM’IN ŞARTLARI 
 

 
1-Namaz kılmak 
 

 
7-Emr-i bi’l-maruf 
 
8-Nehy ani’l-münker 
 
9-Tevella; Allah’ın sevdiğini sevmek 
 
10-Teberra; Allah’ın düşmanına düşman olmak 
 

 
Görüldüğü gibi gerek Şiilikte, gerekse Ehl-i Sünnet’te “imamet” konusunun dışında bütün kurallar aynıdır. 
 

 
Netice olarak deriz ki, Sünnî ve Şii dünya, imamet meselesinin dışındaki hemen hemen bütün konularda aynı akaidi ve aynı İslamî esasları Paylaşmaktadırlar. Ve bu şekilde yaşamaktadırlar. 
 

 
MÜŞTEREK PAYDA EHL-İ BEYT 
 

 
Şii âlemi ve Sünnî dünya için müşterek payda Ehl-i Beyt’tir. 
 

 
Bu iki dünya, Kur’ân ve hadislerin beyan ettiği Ehl-i Beyt görüşünde ve yaşantısında bir ve beraber olmalıdır. 
 

 
Her iki dünya da Ehl-i Beyt merkezinde, akaidini ve Islam’ın şartlarını yaşamalıdır. 
 

 
Bu tevhid, sosyal hayata da yansımalı; siyasette, kültürde, medeniyette bir ve beraber olunarak İslam kardeşliği temin edilmelidir. 
 

 
Esasen Şii ve Sünnî dünya birbirinin kardeşidir. 
 

 
Birbirinin itikat ve ibadetine sahip çıkarak; can, mal, namus emniyetini muhafaza etmelidir. 
 

 
Böylece Vücuda gelen bu İslam kardeşliği, İslam dünyasının canına, malına, namusuna, din ve vicdan emniyetine savaş açan haçlı dünyasının karşısında bir bilek ve bir yürek olarak durmayı sağlayacaktır. 
 



SAYFA=143=
================================================

TÜRKLERİN İSLAMLA ŞEREFLENMESİ EHL-İ BEYT NEFESİ İLEDİR 

Yeri gelmişken Türklerin İslam’la şereflenmesinin de Ehl-i Beyt kanalı ile olduğunun altını çizmek isteriz. 

Kerbela’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonra, Hz. Peygamberin (s.a.v.) torunları Türkistan’a göç ettiler. Horasan ve Maveraünnehir’e yerleştiler. 

İmam Hasan’ın (a.s.) ve İmam Hüseyin’in (a.s.) soyu 8. yüzyılın başlarından itibaren İran, Horasan, Daylam, Tabaristan, Türkistan bölgesine yayılmışlardır. 

Bundan sonra başlayan süreçte Ehl-i Beyt İmamlarının Türkleri İslam’a daveti büyük bir muhabbetle gerçekleşmiştir. 

İmam Musa Kâzım (a.s.) ve oğlu İmam Rıza (a.s.), Horasan bölgesinde yaşamış olup, kendileri ve çocukları yerli halkla evlenmişlerdir. 

İmam Zeynelâbidin’in (a.s.) oğlu Zeyd’in soyunun, İmam Câfer’in (a.s.) oğlu Ismail ve onun 
oğlu Muhammed’in soyunun Türklerle yakın iliş-
 


SAYFA=145=
================================================

 
kileri olmuştur. 
 

 
Halife Memun’un, İmam Rıza’yı (a.s.) veliaht tayin etmesi ile Türkler Abbasi ordusunda ve yönetiminde önemli mevkilere getirilmişlerdir. 
 

 
Abbasiler, İmam Nakî’yi (a.s.) Samarra’da yaşamaya mecbur ettiklerinde, İmam Naki (a.s.) bu bölgede Türklere İslam’ı tebliğ etmiştir. 
 

 
Türklerin Kur’ân’ın Türkçe anlamını öğrenmeleri, Hz. Peygamberin sünnetini, İslam’ın temel prensiplerini kavramaları hep Ehl-i Beyt İmamları kanalı ile olmuştur. 
 

 
Anadolu’nun İslamlaşmasında ve Türkleşmesinde en önemli isim Ahmed Yesevî’dir. Yesevî; Belh, Buhara ve Horasan taraflarından gelen erenleri bu coğrafyalara yerleştirmiştir. 
 

 
Ahmed Yesevî; Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Geyikli Baba, Abdal Musa ve Horozlu Dede gibi alperenleri Anadolu’ya göndermiştir. 
 

 
Hacı Bektaş Veli bu hareketin öncülerindendir. Soyu İmam Musa Kâzım’a (a.s.) uzanmaktadır. 
 

 
Himayesinde 36 bin kişinin olduğu kaynaklarda yazmaktadır. 
 

 
Hacı Bektaş’ın halifelerinden Karaca Ahmed Sultan, İstanbul’da ve Akhisar’da; Akçakoca, Akyazı’da; Barak Baba, Bigadiç’te; Hızır Samut, Bozok’ta, Yozgat’ta; Sultan Şüca, Eskişehir’de; Hacım Sultan, Uşak’ta; Tapduk Emre, Sakarya 
 


SAYFA=146=
================================================

bölgesinde faaliyet göstermişlerdir. 

Şeyh Abdal Murad Horasan erenlerindendir. Bursa’nın fethinde bulunmuştur. 

Şeyh Abdal Musa, Yesevî fakirlerindendir. Hacı Bektaş ile Anadolu’ya gelmiştir. 

Emir Sultan Hüseyni soydandır. 

Şeyh Geyikli Baba da Yesevi fakirlerindendir. Bursa’dadır. 

Ahi teşkilatını kuran kişi bir Ehl-i Beyt aşığı olan Hacı Bektaş Veli’dir. 

Anadolu, Ehl-i Beyt anlayışı ile önce İslamlaşmış ve sonra Türkleşmiştir. 

Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemlerinde, Yavuz Sultan Selim zamanına kadar geçen süreçte Ehl-i Beyt’in nefesi, himmeti bu coğrafyada idi. 

Ancak bundan sonra Ehl-i Beyt’e sırtını dönen anlayış, Osmanlı’nın da sonunu hazırlamıştır. 

Geçmişte olduğu gibi, Türk-İslam dünyasının yeniden gerçekleşecek hâkimiyeti, Ehl-i Beyt merkezli Türk-İslam medeniyetinin yeniden inşası ile mümkündür. 

Türk-İslam medeniyetini Anadolu coğrafyasındaki insanlara yaşatarak birliği temin etmek, bozulmadan, dağılmadan, Müslüman-Türk kimliği etrafında buluşmak lazımdır. 

Bugün ayrışmalara imkân vermemeliyiz. 
 


SAYFA=147=
================================================

İslam kardeşliğini tesis etmek zorundayız, Bunda da ortak paydamız Ehl-i Beyt olmalıdır. 

Şii-Sünni dünyası kesinlikle bir ve beraber olmalıdır. 

Bu sayede İslam coğrafyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesinin de önüne geçilecektir. 

İslam kardeşliği anlayışı ile vücuda gelecek Şii-Sünnî bloku, aynı zamanda, Müslüman olan bütün ırkların kardeşliğine sebep olarak, suni Şii-Sünnî ayrılığı kullanılarak ortaya çıkabilecek muhtemel savaşların da önüne geçecektir. 

Bu coğrafyada vücuda gelecek böyle bir blok, ekonomik, kültürel, siyasî birlikteliğin yanı sıra, birliği koruyacak olan bir silahlı gücün oluşmasına da vesile olacaktır. Bugün, özellikle İslam dünyasının buna ihtiyacı vardır. 

İslam âlemine yönelen kaynaklar savaşının yaşandığı günümüzde İslam kardeşliği ve birliği bir zarurettir. ' 

Kaldı ki, insanlığın hangi dinden olursa olsun can, mal, namus, din ve vatan emniyetini temin edecek olan Ehl-i Beyt etrafındaki bu İslam kardeşliğidir. 

Çünkü yalnızca bu birlik; dil,din farkı gözetmeksizin bütün insanların hayat garantisi olacaktır. 
 


SAYFA=148=
================================================

Son söz Peygamberimiz Hz. Muhammed Efendimizin (sav,)... 

Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur; 

“Ey nas! Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise topraktandır. 

Ne Arab’ın Acem’e, ne de Acem’in Arab’a üstünlüğü vardır. 

Bütün Müslümanlar kardeştir. Her Müslüman diğer Müslümanın kardeşidir.” 


SAYFA=149=
================================================